ANASAYFA
05 Temmuz 2020 Pazar
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Özdemir AKBAL / Dünyanın Penceresinden
Suriye Çalışma Grubu Sonuç Raporu ve Düşündürdükleri
Yayın Tarihi: 27 Eylül 2019 Cuma, 06:45
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

 

            Uzun bir müddettir ABD’nin bölücü terör örgütünün Suriye kolu olan PYD ve onun silahlı yapılanması olan YPG’ye verdiği destek dillerden düşmüyor. Bu süreçte ABD, PYD’yi Suriye’nin kuzeyinde yeniden yapılanma sürecinde desteklenebilir tek aktör olarak görerek radikal terör örgütleri ile mücadele için de tek seçenek olarak ortaya koydu. Bu durumun bir sonucu olarak da Amerikan idaresi Suriye’nin kuzeyi için kendisini alternatifi olmayan ve askeri kapasitesi düşük, bölgedeki sosyal güç unsurları ile ihtilafı oldukça yüksek bir ortakla iş birliği yapmaya zorladı. Bu şartlar altında Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından gerçekleştirilen Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı kodlu harekatlar ile öncelikle bölgedeki radikal terör örgütlerinin ardından da PYD’nin hedef alındığı bir politik ortam oluştu. Özellikle ABD’nin PYD’yi Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adı altında tabiri caizse allayıp pullayıp bir demokratik konsey hatta daha ileri bir tabirle bir devlet nüvesi olarak sunmaya çalışmasıyla işler değişti Türk-Amerikan ilişkileri de gerildi. Bu çerçevede ABD’nin PYD’nin faaliyetlerini desteklemesi üzerine kurulu yaklaşık üç yıllık bir gerginlik dönemi yaşanıyor. Bu durum elbette sadece Türk kamuoyunda değil aynı zamanda Amerikan kamuoyunda da tartışmalara yol açıyor. Bu tartışmanın bir dönüm noktası olarak da Birleşik Devletler Barış Enstitüsü (The United States Institute for Peace-USIP) adlı kuruluş Suriye Çalışma Grubu Sonuç Raporu başlıklı bir çalışmayı Amerikan Kongresine sundu. Hatırı sayılır bir süre düşünce kuruluşu geçmişi olan biri olarak şunu söylemeliyim ki Amerikan düşünce kuruluşları Kongre tarafından partiler üstü bir şekilde desteklenerek çalışma yürütürler ve ortaya koydukları bulgular politika yapım sürecinde dikkate alınır.

 

            Önce raporun yöneticileri hakkında biraz bilgi vereyim. Raporun koordinatörü Michael Singh hem Condoleezza Rice hem de Colin Powell’ın devlet sekreterliği yaptığı dönemde İsrail Büyükelçiliğinde doğrudan sekretere bağlı olarak çalıştı. Bu görevinden sonra 2005-2008 yılları arasında Milli Güvenlik Konseyinde İran nükleer faaliyetleri, Filistin-İsrail Sorunu ve Suriye konularında çalıştı. Bu vazifesinin yanı sıra ABD başkanlık adaylığı sırasında Cumhuriyetçi Mitt Romney için Orta Doğu danışmanlığı yaptı. Bu kısa bilgilerden de sayın koordinatörün cumhuriyetçi eğilimli ve aynı zamanda da ABD’nin güvenlik konularında etkin bir isim olduğu sonucuna varılmıştır. Raporun bir diğer yönetici ise Dana Stroul… Stroul 2008-2013 yılları arasında Savunma Sekreterliği uhdesinde ABD-Mısır ilişkileri, Irak’taki Amerikan askerlerinin azaltılması, sözde Arap Baharı sonrası Amerikan politikalarının değerlendirilmesi gibi konularda çalıştı ve ABD’nin Mısır Büyükelçiliğinde Siyasi-Ekonomik maslahattan sorumlu oldu. Gelelim raporun içeriğine…

 

            Bu içeriği ele alırken başlıklardan çıkardığım önemli yerleri ele almaya çalışacağım. İçeriği ele aldıktan sonra da bir eleştiri ortaya koyma çabası sergileyeceğim.

 

            Suriye Çarpışmaları ve Amerikan Çıkarları başlığı altında raporda;

 

  1. Suriye’deki çarpışmalar Suriye’nin komşularını, Avrupa siyasetini derinden etkileyen, Türk-Amerikan ilişkilerini krize sürükleyen, İran-İsrail arasındaki düşmanlığı daha da belirginleştiren, Rusya’nın Orta Doğu’daki varlığını artırmasına sebep olan ve kitle imha silahları ve sivillerin korunmasına dair normlara meydan okuyan bir kriz yaratmıştır.
  2. Raporun hazırlandığı süreçte; Esad rejimi ve patronu Rusya yeni bir mülteci dalgasını tetikleyecek Idlib’e yönelik saldırılarını gerçekleştirmektedir. SDG’nin kontrolü altında bulunan bölgelerde Arap unsurlar SDG yönetimine karşı çıkmaktadır. Türkiye Kuzey Doğu Suriye’yi işgale hazırlanarak PYD’nin radikal terör örgütleri ile mücadelesini engelleme hazırlıkları yapmaktadır.
  3. Golan Tepeleri anlaşmazlığı İran ve İsrail arasında bir çatışmayı tırmandırabilir, Esad rejiminin Fırat Nehrini geçmeye çalışması Daiş gibi unsurların kendine faaliyet alanı bulmasına yol açabilir, böyle bir durum İran’ın etki alanını Irak’tan Lübnan’a kadar genişletmesine sebep olabilir. Bu senaryoların hepsi bölgede ABD güçleri olmadan ve ABD liderliği yapılmadıkça gerçekleşmesi muhtemel hale gelmektedir.

 

Bu başlık altında ele alınan konuların genel dayanağına bakıldığında SDG’nin bir önverili bilgi ile alanda hakimiyeti sağlayan tek unsur olarak ortaya çıkarıldığı buna mukabil ise tek sorunun bölgedeki Arap unsurların SDG ile olan anlaşmazlığı olarak sunulmaktadır. Ancak Amerikalı araştırmacıların bölgedeki Türken unsuru görmezden gelmeleri bu husus ciddi bir hesap hatası ortaya koyarak Amerikalı siyaset yapıcılara tavsiyede bulunduğunu göstermektedir. Buna ek olarak İran-İsrail ikilisinin Golan Tepeleri ile ilgili anlaşmazlığı hem İran hem de İsrail ile iyi ilişkilere sahip olan Rusya Federasyonu tarafından yönlendirilmekte ve tansiyonun yükselerek çatışma haline dönüşmesi engellenmektedir. Rusya’nın etkisi ve İsrail’in isteği ile İran’a bağlı güçlerin Golan bölgesinden çekilerek yerine Rus askerinin gelmesi bu durumun açık bir ispatıdır. Ayrıca Türkiye’nin Suriye’nin kuzey doğusunda gerçekleştirmeye hazırlandığı harekât bir işgal olarak tanımlanırsa ABD’nin gerçekleştirdiği şeye ne isim vermek gerektiği de büyük bir soru olarak ortada durmaya devam edecektir. Sınır güvenliğini gereğince sağlamak ve buna dayalı olarak sınır ötesi harekatlar yapmak her devletin hem uluslararası hukuka dayalı olarak hem de realist perspektiften temel hakkıdır.

 

Suriye’de Halihazırdaki Durumun Değerlendirilmesi başlığında ise;

 

  1. Daiş’ın etkisinin devam ettiği, ABD’nin terörle mücadele baskısının azalması durumunda Arap nüfus içinden yeni insan kaynağına ulaşmasının mümkün olacağı.
  2. SDG Daiş üyeleri ve ailelerini kontrol altında tutuyor. Ancak SDG’nin bu vazifesini sürdürebilmesi için gerekli kaynak ve desteğe ihtiyacı var. ABD ve müttefikleri ise bu vazifenin sürdürülebilmesi için siyasi destek eksikliği mevcut.
  3. ABD terörle mücadele için tam yetkin bir faaliyet yürütebilmek için gerekli hareket özgürlüğüne sahip değildir.
  4. İrah’ın Suriye’deki politikaları Suriye halkı ile bağlantısız bir şekilde yürütülürken Esad rejimi İran’ın desteğine büyük oranda bağlı.
  5. Rusya İsrail’in İran karşısındaki tavrını kabullenmekle birlikte Rusya ve İran arasında da görüş ayrılıkları mevcut.
  6. Esad rejimi ülkenin %60’ını elinde tutmasına rağmen Şam bölgesi dışındaki kısmen kontrole sahip olduğu için yerel halka karşı ağır cezai müeyyideler uygulaması tedirginliği artırmaktadır.
  7. Esad rejimi İdlip’in yeniden alınması için Rus kuvvetlerinin desteğini sağlamasına rağmen şu ana kadar İran desteği olmadan faaliyet yürütmek zorunda kaldı.
  8. ABD’nin politik kısırdöngüyü ortadan kaldırmak için sarf ettiği çabalara rağmen Esad’ın reform çabaları isteksiz bir haledir. Suriye’de 2012’de yapılması beklenen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de sonucun meşru bir şekilde ortaya çıkması pek mümkün görünmemektedir çünkü rejimin özgür ve adil bir seçimi Suriye diasporasının katılımıyla gerçekleştirmesi ihtimali çok düşüktür.
  9. Rusya’nın Suriye’deki başarısı tartışmasızdır -henüz Esad’ın askeri başarısının bir siyasi zafere çevrilememiştir- buna rağmen Rusya bölgesel siyasette yıllardan sonra önemli bir oyuncu olarak yerini almıştır.
  10. ABD Türkiye ilişkileri SDG’ye olan bakış açısı dolayısıyla gerilmeye devam etmektedir. Suriye’nin Kuzeydoğusuna yapılması muhtemel bir Türk saldırısı Suriye’de ABD’nin hedefleri için büyük bir gerileme ve ABD’nin Türkiye olan ilişkilerinde yeni bir krizi ortaya çıkaracaktır. ABD, Daiş ile mücadele sürecinde Türkiye gibi güvenilir bir ortakla hareket edemeyişinden dolayı SDG ile ortak olmayı seçmiştir, Türkiye eğitilmesi ve donatılması ile daha tehlikeli hale gelen SDG’nin PKK ile olan bağlantısı nedeniyle ciddi bir güvenlik sorunu olarak bakıyor. Söz konusu bu anlaşmazlık ABD-Türkiye ilişkilerinin aşınmasında önemli bir rol oynamıştır buna rağmen Suriye’de üçüncü bir saldırının yapılmasına yol açabilir; Türkiye’nin şu anda kontrol ettiği iki Suriye bölgesinden, Afrin ve Fırat Kalkanı, vazgeçmek istediğine dair küçük işaretler mevcuttur.
  11. SDG’nin Arap çoğunluğu oluşturan bölgeleri kontrolü altında tutmaya çalışmaktadır. Bu uyumsuzluk YPG’nin yönetim ve kaynak ayırmasına rağmen Arap kabilelerinde huzursuzluğa yol açmıştır. ABD’nin düşük seviyeli sivil dahli ve istikrar sağlamak için fonlama girişiminin askıya alınması ABD’nin bölgedeki etkisini azalttı.
  12. Esad rejiminin gücünü ve etkisini artırmak için kontrol altına almak istediği alanlarda nüfusun büyük çoğunluğu insani yardımlara muhtaçtır.  
  13. Çalışma grubu ABD ve müttefikleri tarafından uygulanması gereken bazı dayanak noktaları tespit etmiştir; Suriye’nin kuzeydoğusunda etkinin sürdürülmesi, Esad rejimi ve destekçilerine karşı yaptırımlar, Esad ve Rusya’nın talep ettiği yeniden yapılandırma yardımının durdurulması ve Esad rejiminin diplomatik izolasyonunun sürdürülmesi.

 

Yazımın girişinde de belirttiğim gibi raporun hazırlanması her ne kadar Amerikanca bipartisan yani iki partili yahut daha doğru bir Türkçe ile partiler üstü bir komite tarafından hazırlanmış olsa da yukarıda kısa biyografilerine yer vermiş olduğum uzmanların Cumhuriyetçi kökenini bir kez daha belirtmek isterim. Bunun yanı sıra raporda yer alan benim 10. Madde olarak ele aldığım kısım dikkate şayandır. Zira ABD PYD ile olan ilişkisini bir zaruret olarak açıklamaktadır. Buna istinaden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Suriye’nin kuzeyindeki faaliyetlerine devam etmesi söz konusu zaruretin Türkiye’nin yokluğunda gerçekleşmesi durumunu geriye çevirecektir. Ayrıca Dr. Ali Demirdaş’ın National Interest’te ele aldığı “Why the Syria's Kurdish Militia Can't Do What Washington Wants” başlıklı yazısında belirtilen PYD’nin askeri yetenek ve kapasitesinin düşüklüğü de Amerikan siyaset yapıcıları tarafından dikkatle izlenmektedir.

 

Bu ifademe istinaden 11. Maddede mealen Türkçeleştirdiğim sözde SDG’nin hakimiyet alanındaki eksiklikleri ve kapasitesinin düşüklüğü söz konusu raporun içinde de yer almaktadır. Dolayısıyla her ne kadar SDG/PYD yahut YPG olarak tanılanan yapılanma bazı Amerikalılar tarafından desteklenmeye çalışılsa da rasyonel analizlerde hatta PYD’nin desteklenmesi için ortaya konan raporlarda da bu eksiklik açık bir şekilde dile getirilmektedir. Bu cümleden olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda çıkarlarımızın savunulması için bir dakika bile geri durmaması gerektiğini bir kez daha arz etmek isterim. Haftaya görüşme dileğiyle memleketimin güzel insanları…

           

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Kot Şort Modelleri
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE