ANASAYFA
16 Ekim 2019 Çarşamba
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Özdemir AKBAL / Dünyanın Penceresinden
Suriye’de Yerleşim Bölgeleri
Yayın Tarihi: 04 Ekim 2019 Cuma, 06:46
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

            Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye’nin kuzeydoğusunda yeni yerleşim bölgelerinin ihdas edilmesine dair planı açıkladıktan sonra plana dair tepkiler gecikmedi. Sosyal medya ve sosyal medya ile bağlantılı klasik medyada YPG taraftarı tüm görüş sahipleri bunun bir insanlık suçu olacağına dair ifadeler kullandılar. YPG taraftarı şahısların Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Suriye’nin kuzeyinde böyle bir yapılanma ihdas etmesine karşı sergiledikleri tutum elbette anlaşılabilir. ABD’nin siyaset yapıcıları Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde bir güvenli bölge ihdas edeceğini açıklamasından beri özellikle Suriyeli sığınmacıların yeniden yerleştirilmesi konusunda karşı duruşunu açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor. Şimdi buna bir de Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim eklendi. Muallim dün (02.10.2019) Lübnan televizyonu El Mayadin’e verdiği mülakatta, Suriye’nin kuzeyine sığınmacıların yerleştirilmesi planını etnik temizlik olarak tanımladı. Buna ek olarak daha önce teröristlere destek vermekle itham ettiği Türkiye Cumhuriyeti Devletini bir komşumuz mu yoksa düşmanımız mı olacaklar buna karar vermeliler şeklinde tehdit etti.

            Bu mülakat yapılırken Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Şam idaresi ile irtibat kurması gerektiğini belirtiyordu. Yani irtibat kurulması istenen ülkenin dışişleri bakanı pek çok kez yaptığı gibi aba altından sopa gösterirken, bu dışişleri bakanının bağlı olduğu devletin deyim yerindeyse patronu olan devletin dışişleri bakanı Lavrov da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bu idare ile ilişki kurulması gerektiğini belirtiyordu. Geçen yıl temmuz ayında Avustralya’nın Brisbane kentinde düzenlenen Dünya Siyaset Bilimciler Kongresindeki konuşmamda Lavrov’dan bahsederek kendi ülkesi için son derece etkin bir siyaset yapıcı olduğunu ifade etmiştim. Bu görüşüm halen devam ediyor. Kendi ülkesi için son derece etkin ancak benim ülkem için elbette bunu söylemem mümkün değil.

            Buraya kadar kısaca toparlayalım; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Suriye’de güvenli bölge oluşturduktan sonra yeni yerleşim birimleri ihdası planına ABD karşı, ABD’nin süslü adıyla SDG dediği bölücü terör örgütü uzantısı yapılanma karşı, Şam idaresi karşı ve onu destekleyen Rusya Federasyonu da sureti haktan görünmeye çalışırken üstü örtülü bir şekilde karşı çıkıyor. Şimdi bu noktada plana bu saydığım unsurlardan iki tanesi yani ABD ve SDG bölgesel kontrolünü kaybedecekleri için karşı çıkıyor. Peki Şam idaresi ve Rusya Federasyonu neden karşı çıkar? Öncelikle şunu belirtelim 1962 yılında yapılan nüfus sayımında daha önce bu bölgede oturduğunu ispat edemeyen Suriye Kürtlerin önemli bir kısmı vatandaşlık hakkı alamadı. Bunun bir sonucu olarak da su ve elektrik kullanımı dahil pek çok temel haktan mahrum kaldılar. Bu bir toplumsal yoksunluk oluşturdu. İlerleyen dönemde de Hafız Esad iktidarı terör örgütü üzerinden marjinalleşmiş bu grupları Türkiye aleyhinde kullanma çabasını sergiledi. Yani özet olarak Suriye’nin Türkiye sınırı bir başka deyişle Suriye’nin kuzeyi hiçbir zaman Suriye’nin tam hakimiyeti altına giremedi.

            Türkiye’nin burada gerçekleştireceği yeniden yerleşim planlamasına dayalı bir alan ihdası Suriye’nin arka kapı diplomasisi ile irtibat halinde olduğu PYD/YPG yapılanması için bir çöküşe neden olacaktır. Buna ek olarak da Şam kendi kuzeyinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm organlarıyla hâkim olmasını izlemek zorunda kalacaktır. Bu arada yol yaptık, su kanalı açtık, taksiye bindim Türküm diye para almadı şeklinde “yumuşak güç” açıklaması yapanlara işte size gerçek bir yumuşak güç uygulaması örneği. Bu şartlar altında ne Suriye ne de patronu Rusya Suriye’nin kuzeyinde en küçük hücrelerine kadar nüfuz etmiş bir Türkiye istemeyecekleri için bu yapıya elbette karşı çıkacaklar. ABD ve SDG’nin karşı çıkışı ise geçen hafta uzun bir şekilde ele almaya çalıştığım Suriye Çalışma Grubu Sonuç Raporunda net olarak belirtiliyor. SDG denen “barış kelebekleri” her ne kadar Suriye’nin kuzeyini sadece Kürtlerden oluştuğu ve Kürtlerin tamamının da kendilerini desteklediği iddiasında olsa da gerçek bu şekilde değil. Michael Singh ve arkadaşlarının hazırladığı anılan raporda da SDG’nin bölgesel hakimiyetinin bölgedeki Arap nüfus dolayısıyla sıkıntılı olduğu açık bir şekilde belirtiliyor. Buna ek olarak Suriye Çalışma Grubu’nun görmezden geldiği Suriye Türkmenlerinin varlığını da göz ardı etmemek lazım. Yani sonuç olarak ABD/SDG ikilisi de zaten SDG denilen zorlama yapının bir alan hakimiyeti olmadığını biliyor ve açık bir şekilde ifade ediyorken; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu projesinin gerçekleşmesi durumunda alan hakimiyetinin iyice azalacağının farkında.

            Bu arada küçük bir not; Siyaset Bilimine Giriş dersi almış kişiler meşruiyet ile kanuni olmak arasındaki ayrımı bilirler. Bilmeyenler için prof. unvanlı üniversite personeli olsalar da Münci Kapani Hoca’nın Politika Bilimine Giriş kitabının dördüncü bölümünü şiddetle tavsiye ederim. Bizim ağzımıza kafamıza vura vura okutan hocalarımızdan da Allah razı olsun. Bu ilkeye dayanarak Suriye’de Esad idaresi meşru değil hukukidir. Bunu aklınızdan çıkarmadan büyük hocanın da kemiklerini sızlatmadan yorumlarınızı yapınız.

            Netice itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Suriye’nin kuzeyindeki yeniden yapılanma planına ABD/SDG ve Rusya Federasyonu/Şam ikilisi şiddetle karşı çıkıyor. Bu proje hayli güç bir proje. Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti Devleti siyaset yapıcılarının AB’nin yetkili kurumlarını ikna etmesini önemli buluyorum. Zira ne ABD ne de Rusya Federasyonu hiçbir şekilde Suriyeli sığınmacı sorunundan etkilenmezken durum Avrupa ülkeleri için geçerli değil. Dolayısıyla bu aşamada AB ile yürütülecek gerekli müzakerelerin projenin ekonomik alt yapısı için önemli bir dayanağı oluşturacağını değerlendiriyorum. Bu girişimlerin gerçekleştirilememesi durumunda ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti için stratejik planlama açısından gelecek yarım yüzyılın çok daha sorunlu geçmesi kuvvetle muhtemeldir. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.  

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Aramızdan ayrılanlar
Dubadan döner kavşak!
Altyapısızlık 'altyapı' kurdurdu!
Çiftçinin kasası ‘tamtakır’
Edirne'de Kadın Futbol Takımı
EDİRNE İCRA DAİRESİ
Köylere Kimlik Panosu
U-14'te Çarşamba mesaisi
Orhan Çebi güven tazeledi
Dersleri ‘Doğru Beslenme ve Hijyen’
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE