ANASAYFA
11 Temmuz 2020 Cumartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Özdemir AKBAL / Dünyanın Penceresinden
Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı ve Uluslararası Yansımaları
Yayın Tarihi: 18 Ekim 2019 Cuma, 06:47
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

 

            Hepimizin malumu olduğu üzere 9 Ekim 2019 Çarşamba günü saat 16:00 itibarıyla Suriye’nin Kuzeydoğusuna terör örgütü PYD’nin temizlenmesi için bir harekât başlatıldı. Harekât öncesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin böyle bir harekâtı yapamayacağı yönünde tezviratta bulunan çeşitli şahıs ve gruplar da harekâtın başlaması sonrasında da harekâtın

  1. Kürtlerin katledildiği
  2. Uluslararası hukuk normlarına dahil olmadığı
  3. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin işgalci olduğu şeklindeki ifadelerle engellenmeye çalışıldığı veyahut en azından Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhinde bir kara propaganda faaliyeti yürütüldüğüne yakından şahit olmaktayız.

 

Bu şartlar altında Türkiye Cumhuriyeti Devleti haklı davasını uluslararası alanda olduğu gibi maalesef ulusal alanda da yürütmek zorunda kalıyor. Bu meselenin en iç acıtıcı tarafı da elbette Türkiye’de yaşanan yansımaları. Zira zaten diğer devletlerin bir iki istisna haricinde bu hususta herhangi bir desteğin gelmesi zaten şaşırtıcı olacaktır. Ne var ki fikir beyanı görüntüsü ile yahut fikir özgürlüğü kapsamı dahilinde dile getirildiği iddia edilen ifadeler “Türk kamuoyu” da bu şekilde düşünüyor şeklinde gösterilmek suretiyle uluslararası alanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti tezlerinin sınırlarımızın içinden “bizim insanımız”ın görüşleri gibi kullanılarak çürütülmesi girişimlerine temel hazırlıyor.

 

Bu hususta en sorunlu girişim ise Türkiye’nin eğitip-donattığı bölge insanından oluşan eski adıyla Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) yeni adıyla Suriye Milli Ordusu bileşenleri. Özellikle son dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin uluslararası hukuk normlarını aşarak söz konusu grubu Suriye’de faaliyete sevk ettiği yönünde ifadeler gerek doğrudan gerek de soru görünümüyle piyasada tedavüle sokulmaya başlandı. Şurasını açık bir şekilde ifade etmek isterim ki uluslararası politika şahısların şahıslarla yahut şahısların devletle ilişkisinde olduğu gibi net bir otoritenin varlığına şahit olunan bir ortam değildir. İşte tam da bu sebepten dolayı uluslararası politika ortamı anarşiktir. Bu ifadeye bilebilmek için lisans seviyesinde herhangi bir uluslararası politika eğitimi veren bölümde bir iki ders almanız yetecektir. Böyle bir vaziyette yani bir otoritenin olmadığı bir durumda BM, NATO vs uluslararası kurumlarla ortaya koyacağınız hukuki ilişkiler de kısıtlı kalacak bunun yerini devletin kendine yardım ilkesi ve güç kapasitesi alacaktır. Bu konuda iyi niyetle yaklaşmaya çalışarak kafaları karışık olduğu için Türkiye’nin aleyhine bu soruları sorduklarını değerlendirdiğim şahıslara BM Şartı 51. Md’nin yahut Kuzey Atlantik Paktı Antlaşması 5. Md’nin neden hiçbir yabancı devlet tarafından Türkiye lehine yorumlanmadığını sormak isterim. Buna ek olarak da ABD, Rusya Federasyonu ve İran uluslararası politika literatürüne vekalet savaşı (proxy war) şeklinde geçmiş davranışı sürdürürken Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güç uygulama kabiliyeti dolayısıyla bunu yapmaması için hangi gerekçenin ortada olduğu da ayrıca sorduğum bir sorudur.

 

Bu uluslararası hukuk söylemi çerçevesinde ve diğer tüm faktörleri görmezden gelerek ortaya konmaya çalışılan tez yukarıda da belirttiğim gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Barış Pınarı Harekâtı konusunda “Türk kamuoyu böyle düşünüyor” süsü ile yabancı tezviratta kullanılmaktadır bu duruma dikkat edilmesi ve değerlendirmelerin parametrelerin tamamı dikkate alınarak yapılması önem arz etmektedir. Buna ek olarak Türkiye’nin bölgede “Kürtleri katlettiği, kimyasal silah kullandığı yönünde de bir çeşit tezviratın başladığı açık bir şekilde belirtilmektedir. Özellikle katliam ve kimyasal silah kullanımı aynı zamanda Batı kamuoyunun dikkatini çeken infial derecesinde tepkiler uyandıran bir konu olduğu için içeride gerçekleşen yaklaşımlara dayanarak ve Suriye’nin kuzeyinde faaliyet gösteren taraflı ve yanıltıcı haber yapan “muhabir”lerin yaklaşımlarıyla operasyonel faaliyetler bağlamından koparılarak bir işgal faaliyeti gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu noktada diğer devletlerin davranışları ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu halini almaktadır.

 

ABD’nin PYD desteği üzerinden haklı bir şekilde Türk kamuoyunda tepki meydana gelmiştir. Elbette tüm stratejik ortaklık ve benzeri söylemlere rağmen ABD tek başına ne dost ne de düşman bir ülkedir. Bu noktada temel bakışın devletlerin çıkarları üzerine kurulu olduğunu tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum. ABD 11 Eylül sonrası dönemde önce Afganistan ardından da Irak işgalini gerçekleştirmesinin bedelini ciddi ekonomik sorunlar yaşamak suretiyle ödemektedir. Bundan dolayı George W. Bush’tan sonra seçilen Barack Obam’nın en önemli seçim vaadi deniz aşırı bölgelerdeki savaşları bitirmek olmuş ve bu çerçevede iki dönem üst üste başkanlık yapmıştır. Bu hususa dayalı olarak yazılarımda sık sık dile getirdiğim 5 Ocak 2012 tarihli Savunma Sekreterliği Strateji Belgesinde açık bir şekilde belirtilen ABD’nin bölgesel sorunların çözümünde bölgesel müttefiklerinden sorumluluk beklediği, bu sorunların çözümünün asli olarak o bölgedeki müttefiklerine ait olduğu, ABD’nin ise bu hususta destek vereceği şeklinde özetlenebilecek yaklaşımı Türk kamuoyunda dikkate alınmamıştır. Bugün gelinen durumda Obama dönemindeki bu stratejik yaklaşım ile Trump’ın Suriye meselesini bölge ülkeleri çözecek söylemi arasında benzerliğe dikkat çekmekte fayda buluyorum. Bu aşamada ABD’nin pragmatist politika anlayışı nedeniyle Fırat’ın doğusuna yapılacak harekâtın gerçekleştirilmesinde ABD’nin yüzünü derhal yükselen güce döneceğini açık bir şekilde belirtmiştim. Elbette ki Amerikan iç politikasından doğan sebepler sonucunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin harekâtı aleyhinde bazı düşük tonlu girişimler olmakla birlikte bu hususlara dayandırılarak harekâtın sona erdirilmesinin büyük bir stratejik hata olacağını değerlendiriyorum.

 

Rusya Federasyonu ABD’nin aksine harekât sürecinde en sessiz ve derinden giden ülke olarak görünüyor. Ancak Türk kamuoyunda belli bir sempatiyle yaklaşılan ve ABD karşıtlığı üzerinden her şey zıttıyla kaimdir ilkesinden hareketle sempati devşirilen bir devlet. Burada geleneksel dış politika ilkesini bir kez daha tekrar edeyim devletlerin kalıcı dostları yahut düşmanları olmaz kalıcı çıkarları olur. Barış Pınarı Hakeratının altıncı günüde yani 15 Ekim 2019’da Rusya Uluslararası Faaliyetler Konseyi üyesi Yury Barmin Rus Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov ile ABD Genelkurmay Başkanı Mark Miley’nin telefon görüşmesi gerçekleştirip ardından Menbiç kırsalındaki kasabaların Esad Rejimi’nin kontrolü altına girdiğini belirtti. Bu gelişmeler yaşanırken Rusya Federasyonu’na Esad Rejimi tarafından bu yıl itibarıyla bir kez daha 49 yıllığına kiralanan Himeymim üssünde Esad’ın temsilcileri ve PYD temsilcileri bir araya gelerek askerî harekât noktasında anlaşmaya vardılar. Bu anlaşma sadece Suriye’nin resmi haber ajansı SANA tarafından değil aynı zamanda Irak’ın kuzeyindeki de facto yapı tarafından kurulan haber siteleri tarafından da doğrulandı. Bu açıdan bakıldığında Menbiç bölgesinden Rusya Federasyonu’nun Esad idaresini ve PYD’yi ortak bir noktada buluşturmak suretiyle kuzeye doğru bir ilerleme cabasının olduğu açıktır. Bu noktada Bölücü Terör Örgütü lideri, eli kanlı bebek katilinin dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Atilla Ateş’in yaptığı bir konuşma sonrası Şam’dan ayrılarak, Atina’ya gitmesini bu şehirde aralarında Rusya Federasyonu yetkililerinin de bulunduğu kişiler tarafından Moskova’ya götürülmesini de hafızada sağlam tutmak gerektiğini değerlendiriyorum.

Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı hususunda Çin Halk Cumhuriyeti’nin yaklaşık altı bin kilometre uzaktan yapmış olduğu sona erdirme çağrısı da manidardır. Haklı olarak sorulan on bin kilometre uzaktaki ABD hangi hakla bu topraklara yönelik faaliyet gösteriyor ve kanaat bildiriyor sorusu aradaki mesafe dört bin kilometre kısalınca değişmemesi gereken bir gerçektir. Buna ek olarak 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşmasından beri değişmeyen sınırlara sahip olduğumuz İran Cumhurbaşkanı Ruhani operasyon hazırlıklarının hızlandığı 9 Ekim 2019 tarihi saat 12:00 sularında Özel Kalemi Mahmud Vaazi vasıtasıyla yaptığı açıklamada Türkiye’nin endişelerini anladıklarını ancak bu durumun Suriye’ye asker göndererek çözülemeyeceğini, Suriye’de Kürtlerin de kendi ülkeleri olan Suriye ordusu ile birlikte hareket etmesi gerektiğini belirtti. Bu açıklamadan üç gün sonra İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif TRT World’de Adana Mutabakatının halen geçerliliğini koruduğunu belirterek İran’ın Kürtleri, Suriye Hükumetini Türkiye’yi bir araya getirerek sınır güvenliğini koruyacağını belirtti.

 

Suriye’den Baas Partisi yetkilisi de İzveyestiya Gazetesine verdiği demeçte “Kürt özerk bölgesi kurulması konusu detaylı olarak ele alınmadı, bu konu tüm bölgelerde kontrol sağlandıktan sonra görüşülecek. Şu anda gündemimizde tüm Suriyeli vatandaşların güvenliğinin sağlanması var.” şeklindeki açıklamayı Sputnik News Tükçe servisi de 15.10.2019 tarihinde kendi internet sitesinden verdi.

 

Özet olarak Barış Pınarı Harekâtı ile başlayan ve PYD’nin tamamıyla ortadan kaldırılmasını amaçlayan operasyon sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin uluslararası politikanın doğası gereği kendine yardım ilkesi üzerinden hareket etme gerekliliği açık bir şekilde görülmektedir. Buna mukabil elbette tüm bu açıklamaların yapılmasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkilileri açıklamaları yapan taraflarla diplomatik ilişkilerini çıkarlar bağlamında sürdürmektedir. Son söz olarak çok sevdiğim bir büyüğümüzün diplomasi ve istihbarat tarifini söyleyeyim; “Diplomasi ve istihbarat bir masa etrafında oturan şahısların, masanın üzerinde birbirlerinin yüzlerine gülerken, masanın altında bacaklarını tekmeleyerek kırma sanatıdır.” Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…

     

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE