ANASAYFA
03 Haziran 2020 Çarşamba
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
İmamoğlu bir proje midir?-4
Yayın Tarihi: 23 Ekim 2019 Çarşamba, 06:20
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Önceki bölümü 10 Aralık Hareketi’nin analizine ayırmış ve şu saptamaları öne çıkarmıştık…

 

//Aslında bu Hareket artık yok, CHP içinde bu isimle anılan etkili bir küme var.

 

İsmi yadigâr bu Teşekkül hakkında çokça saptama ortada dolaşıyor...

 

CHP’yi kuşattıkları, ele geçirdikleri, CHP’yi dönüştürdükleri, bir çete oldukları, Kılıçdaroğlu’nu dahi tasfiye edecekleri vb. iddialar, değerli okurun da dikkatini çekmiştir.

 

Bunlara değineceğiz; ama öncesinde şunu belirtelim: 10 Aralık Hareketi önde gidenlerinin CHP’de belirleyici konuma gelmeleri kendi güçleri ile olmadığına göre, perde arkasını aydınlatmak da bizi ilgilendirmelidir.

 

10 Aralık Hareketi’nin arkasındaki gücü çözmek, esası teşkil etmelidir.//

 

Evet, meselemiz 10 Aralık Hareketi’ni CHP’ye monte eden gücü araştırmak.

 

Haklısınız… Bunun konu başlığı ile alakası nedir?

 

Eğer ortada CHP’yi dizayn eden, yönlendiren bir tasarımcı güç varsa, yapı taşlarının analizi üzerinden esasa dair bir çözümleme mümkündür diye düşünüyoruz.   

 

Bu münasebetle 10 Aralık Hareketi’nin yetkili ağzı Burhan Şenatalar’ın Odatv’den Nurzen Amuran’a söylediklerini önemsiyoruz...

 

Adım adım giderek sürdürelim analizi…

 

“10 Aralık Hareketi’nin başlangıcı 2005 yılının sonbaharıdır. CHP’nin performansından mutsuz olan bazı sendikacılar ile bazı aydınlar bir araya geldik. (…)Sonuçta 10 Aralık Hareketi’nin bir düşünce hareketi olarak başlamasını ve öncelikle düşünce alanında uğraşta bulunmasını ve bakış açısını toplumla paylaşmasını kararlaştırdık, süreç içinde olanaklar ve koşullar uygun olduğu takdirde kitleselleşerek bir partiye dönüşmesini öngördük.”

 

“ CHP’nin performansından mutsuz olan bazı sendikacılar ve aydınlar…”

Ne kadar romantik bir yaklaşım değil mi?..

 

Ve olanaklar el verdiğinde, Hareket’i bir partiye dönüştürmek…

 

Ama öyle olmuyor, CHP’ye ayar vermek üzere kendilerini her nasılsa bu partinin etkili koltuklarında buluveriyorlar.

 

Sanki Bolu Komando Tugayı’nda yetişmiş paraşütçüler gibi CHP Genel Merkez binasına yumuşak iniş yapan Hareketçiler, CHP’nin performansından mutlu olmak için çalışma fırsatı buluyorlar… Ne kadar hoş bir ‘öykü’ değil mi?

 

Peki şu geniş kadraja ne demeli?..

 

“2011 seçimlerinden önce DSP, SHP ve 10 Aralık olarak birlikte hareket etmek amacıyla görüşmeler yaptık. Belirli bir noktaya gelindiğinde, CHP’nin DSP’ye belirli sayıda milletvekilliği vermesiyle üçlü işbirliği de sona erdi.10 Aralık Hareketi 2011 seçimlerinde CHP’yi desteklediğini ilan etti.

(…)

2011 seçimlerinden sonra CHP’de başlayan değişimle birlikte 10 Aralık Hareketi içinde önemli sayıda arkadaşımız CHP içinde siyaset yapmanın daha gerçekçi olduğunu savundular ve

10 Aralık Hareketi’nin kapatılması kararını aldık.”

 

Hedefte önce DSP ve SHP var; ama “gerçekçi” bir yaklaşımla CHP’ye yanaşılmış…

 

Zaten başından beri CHP’’nin performansından dolayı bir mutsuzluk var;

konjonktür de yardımcı olunca kapağı CHP’ye atmak, pek “gerçekçi” olmuş…

 

İlginç olan diğer bir nokta ise, CHP’nin performansından ya da yönetiliş şeklinden rahatsız çok sayıda partili olmasına rağmen, Hareketçiler gibi başarı gösteremediler.

CHP Umumi Başkanı onları kilit görevlere getirmeyi uygun görmüyor.

 

Peki, ölçüt nedir? Teşkilatlanma kabiliyeti mi; aydın, akademisyen, uzman, bürokrat, mühim şahsiyet vb. olmak mı?..   “Gerçekçi” cevap: arkada bir gücün olması…

 

Nitekim kasetle umumi başkanlık koltuğuna oturan/oturtulan Kemal Bey marifetiyle CHP’ye giriş izni verilen (Baykal döneminde olabilir miydi bu?) bir teşkilat, klik, hizip söz konusudur.

 

Hareketçilerin CHP’de siyaset yapmak istemeleri, bir yurttaşlık hakkı kuşkusuz...

Fakat birdenbire etkili koltuklara oturmak/oturtulmak bir yurttaşlık hakkı olmasa gerek.

 

Dahası, örgütte hiçbir geçmişe sahip olmayıp etkin koltuklara teşkilatlı konmak, bir sosyal demokrat parti işleyişi/pratiği ile de örtüşmüyor. 

 

Oysa Şenatalar, Hareket’in hedefleri arasında Türkiye’de sosyal demokrat siyasetin yenilenmesi olduğunu belirterek şu ayrıntıları veriyor…

 

“… Siyasetin daha katılımcı olması… bilgiye ve liyakata dayalı olması… parti içi demokrasiye öncelik verilmesi…  gençlerin, kadınların ve düşük gelirli insanların siyasette daha etkili olabilmesi… sağlıklı üye yapısıyla parti içi seçimlerin demokratikleşmesi…”

 

Sanmayın ki Şenatalar tüm bunları Hareket’in CHP’ye nüfuz ettiği 2012 yılında söylüyor,  2018 Kasım’ına ait bu hedefler…

 

Ve hepsi, pek iddialı hedefler olarak halen askıda duruyor…

 

CHP, AKP ve MHP’yi aratmayacak düzeyde antidemokratik yönetilmektedir.

CHP’de de oligarşik, himayeci, yanaşmacı, kayırmacı bir yönetim tarzı/parti işleyişi bariz şekilde kendini göstermektedir.

 

Şenatalar tüm bunları görmezden gelip, partide üstlendiği ulvi görevleri bakın nasıl dile getiriyor…

 

“Ben 2012’deki Kurultay’da Bilim Yönetim Kültür Platformu listesinden Parti Meclisi’ne seçildim. 2014-2015’te bir yıl kadar sosyal politikalardan sorumlu genel başkan yardımcısı olarak görev yaptım. Bir sonraki kurultayda aday olmadım. En son kurultayda tekrar aday oldum ve kurultay delegelerinin teveccühüyle dokuz yüze yakın oy alarak Parti Meclisi’ne seçildim (…) Onurlu bir mücadelenin sıra neferi olmaktan ve katkı vermekten öte bir amacım da yok. (…) Türkiye çok zor günlerden geçiyor…  Böyle dönemlerde herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini düşünürüm. Aynı derecede zorunlu olan bir şey de, parti içinde ayrılıkları ve anlaşmazlıkları dondurmak ve ortak çalışmayı ve dayanışmayı güçlendirmek, gerçekleştirmektir...”

 

Şenatalar’ın Odatv röportajı bir imaj çalışması izlenimi verdi bana…

 

Sanki biraz da günah çıkarmış; bir utangaçlık hali de var gibi…

 

Kolay değil tabii, çelişkili tutum ve davranışlar siyasi ahlak sahibi politikacıları rahatsız eder. Söyledikleri ile yaptıkları arasındaki tutarsızlık çabuk sırıtır ve bunu ilk fark eden de kişinin kendisidir.

 

Örneğin…

 

En son kurultayda 900 delegenin teveccühü (sanki oligarşik yapının, anahtar listenin bir sonucu değilmiş gibi)…

 

Onurlu bir mücadelenin sıra neferi olmak (hangi mücadele, hangi sıra neferliği?)…  

 

Türkiye’nin zor günlerden geçmesi nedeniyle herkesin elini taşın altına koyma gerekliliği (romantik mi buldunuz?)...

 

Parti içinde ayrılıkları ve anlaşmazlıkları dondurmak ve ortak çalışmayı ve dayanışmayı güçlendirmek (CHP içindeki ayrılıkların ve anlaşmazlıkların nedenlerine/çözümüne odaklanmak yerine yapay bir çağrıyla sorunu geçiştirmek)…

 

Bu açıklamaların gerçeklerle, CHP’deki mevcut yönetim tarzı ve parti işleyişi ile örtüştüğü söylenemez.

 

Belli ki Şenatalar, 10 Aralık ismiyle anılan teşkilat hakkındaki olumsuz yaklaşımlara cevap veriyor, tribüne sesleniyor.

Adrese teslim açıklamalar için de Odatv’yi uygun mecra görmüş anlaşılan…

 

Ve biliyoruz ki, 10 Aralıkçılar gibi Kemal Bey eliyle CHP’ye sokulmuş çokça siyasi figür var.

Bir kısmının parti yaşamı kısa oldu ama kıyak emekliliği hak ettiler tabii.

Bir kısmı halen önemli koltukları doldurmaya devam ediyor. Aralarında CHP’ye kattıkları ile

övünenler dahi var ki, fevkalade tartışmalı bir konudur.

Çünkü…

 

Türkiye’nin demokrasi açığı ortada…

 

Siyasi partilerin iç yapıları ve işleyişi demokratik değil.

 

Lider oligarşisi, partilerin bir zümrenin kontrolünde yönetilmesi, ülke sorunlarının katılımcı ve çoğulcu demokrasi temelinde saptanması ve çözülmesine yol vermiyor.

 

Türkiye’yi bu çıkmazdan kurtaracak parti CHP diye düşünülüyor ama gelin görün ki bu partideki durum da, Kemal Bey ile başlayan sözde değişimin ne olduğu da tabak gibi ortada.

 

Değişen bir şey yok anlayacağınız.

 

Şimdi hemen “Daha ne olsun, yerel seçimlerdeki başarıyı neden görmezden geliyorsun…” demeyin lütfen… O göreceli başarı kimseyi yanıltmasın.

Ve o göreceli başarıyı, “Umumi Başkan Kemal Bey haklıymış meğer” diye değerlendirenlere de kulak asmayın bence.

 

Evet, “proje nedir hakikaten?” sorusunu deşmeye devam edelim ve Taha Akyol’un  Milliyet’teki köşesinde 10 Aralık Hareketi’nin bir toplantısına ilişkin yazdıklarından bir alıntı yapalım…

 

//Sosyal demokrat nitelikli “10 Aralık Hareketi”ni biliyorsunuz; Prof. Burhan Şenatalar ve DİSK Başkanı Süleyman Çelebi’nin temsil ettiği hareket... Seçim sonuçlarına ilişkin yemekli toplantılarına katıldım. Kemal Derviş ekibinden eski CHP milletvekili dostum Memduh Hocaoğlu beni görünce, “Senin burada ne işin var!” diye takılmasın mı?!

Bereket versin, Süleyman Çelebi imdadıma yetişti:

- Taha Bey solcu değil ama çağdaş bir sosyal demokrat hareket olduğumuz için yazılarıyla, TV programlarıyla bize destek veriyor.(…)

Masada Sevinç İnönü Hanımefendi ile sohbet ediyorum. (…)

Sevinç Hanım’a kime oy verdiğini sordum; “Büyükşehir için Kemal (Kılıçdaroğlu) Bey’e” dedi ve durdu! Öbür sandıklarda kime, hangi partiye oy vermişti? Sevinç Hanım gülümsedi, cevap vermedi.//  (10.04.2009)

 

 

Fotoğraf: Sevinç İnönü’nün Kandilli’deki evinde Eylül 2019’da, yerel seçim başarısından dolayı Ekrem İmamoğlu ve eşinin onuruna verdiği yemekten...

 

Bu nezaket ve hassasiyete, önümüzdeki hafta ilgi göstereceğiz…

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
İşletmenize Özel Hosting Seçimi Nasıl Olmalı
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE