ANASAYFA
05 Ağustos 2020 Çarşamba
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Fatih ALTUN / BAKIŞ AÇISI
ATATÜRK’Ü ANLAMAK VE ANMAK!
Yayın Tarihi: 12 Kasım 2019 Salı, 05:51
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

         Ulu önder Atatürk’ü ölümünün 81. yılında büyük bir özlem ve saygı ile andık.

         Ülkemizde son yıllarda yaşananlar üzerine, değeri toplum tarafından daha iyi anlaşılan Atatürk’e, günden güne artan çok büyük bir ilgi var. Hâl böyle olunca da, aslında Atatürk’ün eserlerini silmek, adını unutturmak isteyen siyasetçiler dahi onu şeklen de olsa mutlaka anmak zorunda kalıyorlar. Ama biz onların dönemsel ve şeklen Atatürkçü görünmelerine bakmadan biraz da kendimize bakmalıyız.

         Biz gerçekten Atatürk’ü anlayıp, hayatın her alanında onun fikirlerini gerçekleştirmeye çalışıyor muyuz? Maalesef buna evet demek çok zor. Hatta Atatürk’ü adeta popüler kültürün bir tüketim nesnesine dönüştürme çabaları günden güne artıyor! İşte geçmişten günümüze rahatsız edici bazı uygulamalar.   

        1980’li yılların ortaları, 12 Eylül’ün ağırlığı tüm ülkede kendisini fazlaca hissettiriyor. 1982 Anayasası’nda baştan sona Atatürkçülük vurgusu var. Atatürkçü olmak adeta anayasal bir zorunluluk! Tam da böyle ortamda Kara Harp Okulu’nda öğrenciyiz.

        Atatürkçülük dersinde, Atatürk İnkılapları anlatılırken 1925’te çıkan  “Tekke ve zaviyelerin kapatılmasıile ilgili kanundan bahsedilmiş ve “falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gaipten haber vermekgibi tüm faaliyetlerin de yasaklandığı anlatılmıştı. Bu yasaklamaların, Atatürk’ün kurduğu çağdaş medeniyet seviyesini hedefleyen genç Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarını, çağ dışı düşüncelerden kurtaracağı da eklenmişti. Gencecik Harbiye öğrencileri olarak elbette biz de bu anlatımı büyük bir ilgi ile dinlemiş ve içselleştirmiştik.

        Ertesi haftaki derste ise Atatürk ile ilgili anekdotlara yer veriliyordu. Peş peşe anlatılan anekdotlardan birinde, “Mustafa Kemal’in Trablusgarp Savaşı’na arkadaşları ile birlikte iken, bedevi bir falcının ‘çok iyi fal baktığını’ söyleyerek sırayla fal bakmaya başladığı, ancak Mustafa Kemal’in fala inanmadığı için elini falcıya uzatmadığı, bu esnada falcının Mustafa Kemal’in elini kapıp, birden ‘Sen padişah olacaksın, 15 yıl hüküm süreceksin’ diye bağırdığı” anlatılıyordu.

Burada iki mesaj vardı; birincisi “Atatürk’ün daha o zamanlar bile çağ dışı düşüncelere inanmadığı” ikincisi ise “Onun çok büyük bir adam olacağının baştan belli olduğu ve falcının da bunu bildiği”!

Oysa bir önceki derste,fala ve gelecekten haber vermeye inanmanın çağ dışı bir düşünce oluğu ve bunların, bizzat Atatürk tarafından kanunla yasaklatıldığıöğretilmişti!

        Doğrusu, içinde Aktürk’ün fikirleri ile açıkça çelişen böyle örnekler bulunan bir kitabın, Harp Okulu gibi bir yerde nasıl okutulduğuna bir türlü anlam verememiştim. Sonradan gördüm ki bu tür yaklaşım aslında toplumda oldukça kabul görüyor ve kimse de pek itiraz etmiyor. 

        Maalesef günümüzde de benzer yaklaşımlar kabul görüyor ve yaygın bir şekilde kullanılıyor. Nitekim internete baktığınızda, az yukarıdaki anekdotun hâlâ çok popüler olduğunu görebilirsiniz. Keşke sadece bu kadar olsa!

        Ardahan’ın Damal İlçesinde yaz aylarında, bir tepenin gölgesinin diğer tepenin yamaçlarına düşmesi ile oluşan insan kafası silueti, 1954 yılında bir çoban tarafından fark edilir, 1975’te ise bir gazeteci bu siluetin fotoğrafını çekip Genelkurmay Başkanlığı’na gönderir. 1995 yılından beri ise her yıl, "Atatürk'ün İzinde ve Gölgesinde Damal Şenlikleri" adı altında orada törenler düzenlenmektedir. Basında ise bu olaya “doğal mucize” güzellemesi dahi yapılmaktadır.

        Bir de son dönemlerde “Atatürk’e benzeyen adam” diye birisi çıktı. İlk zamanlarda toplum tarafından kabul edilebilir düzeyde bir ilgi ile karşılanmıştı ki normal sayılabilirdi. Ancak son yıllarda resmi bayramlar ve Atatürk’le ilgili özel günlerde pek çok kurumca davet ediliyor ve özel ihtimam gösteriliyor. Atatürk’ün kıyafet ve aksesuarlarını taklit eder tarzda giyinip kuşanarak, adeta “Atatürk edası” ile dolaşıyor ve de Halkımız da ona oldukça ilgisi gösteriyor!

        Yukarıda özetlediğim üç olay ve benzerleri, dolaylı olarak Atatürk’ün fikirlerinin inkârıdır ve karşıtlarına da kozlar vermektir!

Şundan eminim ki, eğer Atatürk dirilip, bunları görse herhalde kahrından tekrar ölürdü!

Zira ne demişti o, “Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.”

Tüm bu uygulamaları bilim ve akılla nasıl izah edebiliriz. Atatürk’ü kendi döneminde mücadele ettiği çağdışı inanç ve davranışlarla sevmek, sevdirmek ya da anmak ne derce doğru?

 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Halkalı 1 saat 20 dakika
ALİ BAM VEFAT ETTİ
Korona da neymiş!
Sadece 29 Ekim tatili kaldı
‘Azalmış gelenek canlanıyor’
Akar Yunan sınırında
Döner sermaye garabeti!
Edirnespor'da çifte bayram
ABD elçisine 'saray' tatlısı
EDİRNE TİCARET BORSASI
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE