ANASAYFA
05 Ağustos 2020 Çarşamba
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Fatih ALTUN / BAKIŞ AÇISI
YALANCI ŞAHİTLER KAHVESİ VE YANDAŞLIK!    
Yayın Tarihi: 19 Kasım 2019 Salı, 06:16
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

        ABD’nin, ne zaman ne yapacağı ve de nasıl yapacağı belli olmayan başkanı Trump, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı ile ilgili diplomatik nezaketten oldukça uzun bir mektup göndermişti

Mektup ve seviyesiz üslubu çok tartışıldı. Muhalefet mektuba sert bir şekilde cevap verilmemesini yoğun bir şekilde eleştirdi. Sonunda mektup, Cumhurbaşkanı tarafından 8 Kasım’daki ziyarette sahibine iade edildi. Ama hala tartışmalar bitmedi.

        Önce bir hafta kadar mektuptan kimsenin haberi olmadı. Daha sonra mektup Amerikan basınına sızınca bizim de haberimiz oldu. Doğrusu kimse pek inanmak istemedi. Zira diplomaside görülmüş, duyulmuş bir şey değildi. Ama işte, söz konusu kişi Trump olunca üslupta ölçü olmuyor maalesef!

Sonuçta Trump da olsa, Türkiye Cumhurbaşkanı’na bir mektup gönderildiyse mutlaka bir cevap verilmeli ya da bir şey yapılmalıydı.

        Mektup ortaya çıkınca önce “Cumhurbaşkanı o mektubu yırttı çöp kutusuna attı” dendi. Bu haber yandaş medya tarafından hemen kutsandı ve her ortamda yandaş kalemler ballandıra ballandıra “mektubun dikkate bile alınmadığını” söylediler. Elbette bunu söylerken tezlerinin zayıflığı sebebi ile de “Mektuba en güzel cevap Barış Pınarı Harekâtı’nın başlatılması ile verildi” söylemini de eklemeyi ihmal etmediler. Bu söylemden çok kısa bir süre sonra mektubun Harekât başladıktan sonra yazıldığı, dolayısı ile Harekâtın mektuba değil, mektubun harekâta karşı bir tepki olduğu ortaya çıktı. Üstelik Mektubun basına servis edildiğinin ertesi günü de Harekâtın durdurulması konusunda ABD ile anlaşma sağlandı. Ama yandaşlar elbette ki bunlarla ilgilenecek değillerdi!

        Daha sonra Cumhurbaşkanı Amerika’ya gitti ve mektubu iade etti. Bu defa yandaş kalemler başladılar bunu övmeye. Emekli büyükelçiler de “evet olması gereken buydu yani iade edilmeliydi” diyor. Ancak ekliyorlar da “geldiği zaman ve geldiği yoldan iade edilmeliydi. Öyle bir ay bekleyip, yanında götürüp üstelik ‘Sayın Trump’a takdim ettik’ şeklinde bir açıklama hiç de uygun değil!”

        Elbette ki bu haklı eleştiriler yandaş kalemlerin umurunda değil. Hatta bir televizyon kanalındaki tartışmada, bir gazetecinin, “Mektup çöpe atıldı dendi alkışladınız, çöpten çıktı alkışladınız, şimdi Trump’a takdim edildi yine alkışlıyorsunuz, hepsi için başarı diyorsunuz, bu nasıl oluyor” sorusuna bile pişkin pişkin cevaplar veren yandaşları görünce ister istemez insan hayret ediyor

Ki aslında hayretlik bir şey de yok. Çünkü bunlar, 17 yıldır sonradan ‘aldatıldık’ dedikleri neleri alkışlamadılar ki?

Ergenekon ve Balyoz davalarını, Fetullah Gülen’i, Rus uçağının düşürülmesini, Apo’nun mektubunu ve daha neleri neleri alkışladılar. Abdullah Gül’ü, Ahmet Davutoğlu’nu ve nicelerini önce baş tacı ettiler, şimdi düşman ilan ediyorlar. Hepsinde aldandıklarını söylüyorlar!

Acaba gerçekten aldandılar mı, yoksa sadece yukarıya bakıyorlar orası ne söylüyorsa, onun neye ihtiyacı varsa onu mu söylüyorlar?

Niyetlerini okuyamayız ama bakın eski bir hikâye ne de benziyor durumlarına!

        Epey eskiden Adliyenin karşısında bir kahve varmış. Sakinlerinin tamamı yalancı şahitlerden oluşurmuş. Kimin hangi mahkemede sıkışıp, yalancı şahide ihtiyacı olursa, gidip bu kahveden gerektiği sayıda şahit bulurmuş. Adamın birinin böyle bir ihtiyacı olmuş ve bir dostunun salık vermesiyle Yalancılar Kahvesi’ne gelmiş. Fakat kahvede bir ocakçı, bir de miskin miskin oturan biri varmış. Adam ocakçıya yanaşıp, “Bana, burada yalancı şahit bulunurmuş dediler geldim ama hiç kimse yok” demiş. Ocakçı, “Aslında kalabalıktır ama herkes bir cenazeye gitti, şuradaki arkadaşı nöbetçi yalancı olarak bıraktılar, istersen onunla bir konuş” demiş.

Bizimkinin gözü pek tutmasa da, eli mahkûm yanaşmış:

- Affedersin bilader bir şahitlik işi vardı da...

- Yardımcı olalım abi, konu neydi?

- Bir alacak-verecek meselesi

Yalancı şahit bir anda ciddileşmiş:

- Vaaay!.. o sahtekar hâlâ ödemedi mi borcunu abicim?..

Bizimkisi şaşırmış ve düzeltmiş.

- Yok öyle değil, borçlu olan benim.

Yalancı şahit daha da kendinden emin:

- Yahu abicim, kaç defa ödeyeceksin o ahlaksızın parasını? Hadi duruşmaya yetişelim de hakime bir de ben anlatayım!!!

Ne demeli, yalancı şahitler belki de ekmek parası için yapıyorlardı ama bizim yandaşlarınki ekmekten çok daha fazlası için galiba!

 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Halkalı 1 saat 20 dakika
ALİ BAM VEFAT ETTİ
Korona da neymiş!
Sadece 29 Ekim tatili kaldı
‘Azalmış gelenek canlanıyor’
Akar Yunan sınırında
Döner sermaye garabeti!
Edirnespor'da çifte bayram
ABD elçisine 'saray' tatlısı
EDİRNE TİCARET BORSASI
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE