ANASAYFA
13 Aralık 2019 Cuma
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Özdemir AKBAL / Dünyanın Penceresinden
İttifakları Anlayamamak
Yayın Tarihi: 29 Kasım 2019 Cuma, 06:15
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Genel bir değerlendirme yapıldığında ittifak ifadesinin sorgusuz sualsiz tarafların birbirine olan bağlılığı, şartlar ne olursa olsun karşılıklı uyumu, belirttiği konusunda bir mutabakat çıkacaktır ortaya. Bu durum, tanımın idealize edilmiş halidir ve hiçbir dönem ve şartta hiçbir devlet bu şekilde hareket etmemiştir. Devletlerin çıkarlarının temelinde ise askeri güç kapasiteleri yatmaktadır. Askeri güç ise bir devletin kendi kendine yardım edebilmesi, ki buna self-help kavramı denir, ile ilintilidir.

 

Tam bu noktada aslında askeri güç kullanımının savaşlara yol açtığı, savaşların reddedilmesi gerektiğine ve serbest ticaretin “mutluluk” getireceğini savunan liberal dostlara kötü bir haberim var; liberalizm diye II. Dünya Savaşı sonrası şartlarının ekonomik verilere ve bunun getirdiği sosyal anlayışlara dayalı olarak ortaya konan “uluslararası ilişkiler teorisi”nin temelleri realist adımlarla atılmıştır. 

 

Bizim siyasi tarihçiler pek bir sever eskiden olduysa şimdi de olacaktır falcılığı ile “analiz” yapmayı. Hadi birazcık siyasi tarihçilik yapalım ama teorinin nasıl ortaya çıktığını tartışmak için… Bu arada konuyla ilgili değil ama siyasi tarih deyince aklıma Cüneyt Arkın’ın bıçkın komiser Şahin’i oynadığı filmler gelir. Siyasi Tarih ekipler amiri Komiser Şahin bey…

 

Sene 1853… ABD, henüz İspanyol İmparatorluğunu yenilgiye uğratarak Asya-Pasifik bölgesindeki hakimiyet alanını ilan etmiş durumda değil ama bizim liberal teoricilerin pek sevdiği “serbest ticaret” meselesine hayli meraklı bir şekilde Japonya’da Yedo limanına varıyorlar. Limana demirleyen ve dönemin Asya-Pasifik (şimdi İndo-Pasifik olarak anılıyor) Komutanlığı Komutanı olarak tanımlanabilecek Komodor Matthew C. Perry amiral gemisi Susquehanna’nın silahlarını Yedo limanı girişinde bulunan Uraga kasabasına döndürmeyi de ihmal etmemiştir. Perry, Yedo limanına 8 Temmuz 1853’te varmış olmasına rağmen, ABD’nin kuruluş yıl dönümü olan 4 Temmuz kutlamalarını da gemisinin toplarını ateşlemek suretiyle dört gün gecikmeyle olsa da yapmayı ihmal etmemiştir. Buna ek olarak Perry Yedo’da Şogun ile görüşerek limanın Amerikan ticaretine açılmasını talep etti.

 

Bu “nazik” talebini dört gemiyle gerçekleştiren Perry 13 Şubat 1854’te on gemilik bir filo ile geri döndü ve 8 Mart 1854’te Amerikan gemilerinin namlularının ucunda başlayan “serbest ticaret antlaşması” görüşmeleri 31 Mart 1854’te nihayete erdi. Bugün Yedo, Tokyo olarak anılıyor. Bu girişimlerle 1868 yılında Şogun devrildi ve Meiji dönemi başladı. Şimdi bu satırları okuyanlar arasında iyi ama Japon İmparatorluğu II. Dünya Savaşında gibi cümleler kurabilir, eh bir zahmet ABD-Japonya ilişkilerini, Org. Douglas MacArthur’u falan okusunlar.Neticede bu köşe de bir yere kadar, sizlerin her bilmişliği üzerine cevap verilmeye kalkılsa bütün gazete bana geçmek zorunda kalır, Gönül abla bana kızmasın.

 

Bir örnek daha vereyim “serbest ticaret antlaşması” ve “liberal teoriciler” için… Bizim meşhur Komodor Perry 1858 senesinin temmuz ayında Çin ile bir dostluk ve ticaret antlaşması imzalamıştır. Tabii serbest ticaretin geliştirilmesi için istimbot ve namluları da bir hayli faydalı olmuştur bu antlaşmanın imzalanmasında.Bu hadiseden 41 yıl sonra Amerikan Devlet Sekreteri John Hay 1899’da açık kapı politikasının temellerini atıp ABD’nin ticari çıkarlarının korunması gerektiğini ifade etmiştir. ABD artık bu tarihte İspanyol İmparatorluğunu 1898’deki savaşta da mağlup etmek suretiyle bölgesel hakimiyetini perçinlemiş duruma gelmiş olan bir devlettir. Bütün bunların temelinde aslında karşılıklı iyi niyet, ticaret gelişsin hepimiz kazanalım diyen taraflar olmadığının bilmem farkında mısınız?

 

Bu kısıtlı alanda verdiğim örneklerde imza atılan antlaşmaların hepsi zorlayıcı usullerle ve silah namlularının gölgesinde gerçekleşmiştir. İşte bunun adı Amerikan realizminin soslanarak liberal meta teorik durumun “bir uluslararası ilişkiler teorisi olarak liberalizm” adı altında sunulmasıdır. Yani karşılıklı iş birliği, olumlu taşma etkisi, bölgesel ittifaklar, sınırların ortadan kalkması gibi sevgi ve barış pıtırcığı görünümlü ifadelerin hepsinin altında Amerikan ticari çıkarlarının silah gölgesinde korunması mevcuttur. Zira II. Dünya Savaşı sonrası da oluşan dünya düzeninde ki bu düzende herhangi bir değişiklik henüz gerçekleşmemiştir, ABD’nin silahın gücüyle kazandığı avantajları tıpkı yukarıdaki örneklerde olduğu gibi başta Almanya olmak üzere Avrupa devletlerine dayatması yatmaktadır. Bütün bu gerekçelerle “bir uluslararası ilişkiler teorisi olarak liberalizm” kavramının Adam Smith kökenlerinden uzaklaştırılarak sanki ayrı bir varlık gibi ontolojik yapıya bağlanması akla ziyan bir Amerikan propagandasının ötesinde bir şey değildir. Üstelik bu en etkili propagandalardan biridir zira propagandadan fayda sağlayan odağın adı bile burada doğru düzgün geçmemektedir. Yani aslında “liberal teori” derken Amerikan Devletinin realizmine gönülden bağlı olarak faaliyet gösterdiğiniz hatırlatayım dedim.

 

Buna mukabil realist perspektif ise tam olarak bir devletin çıkarlarının korunduğu ve geliştirildiği bir yaklaşımdır ki yukarıda da belirttiğim gibi kendine yardım (self-help) kavramına dayalıdır ve bu durum da kendine en iyi şekilde yardım eden devletin gelişim göstereceği ve çıkarlarını ortaya koyabileceğini belirtir. Bu seviyede ise devletlerin çıkarlarının kalıcı olarak birbirine bağlı olmadığı belli konular ve alanlarla sınırlı olduğu bir ortam ortaya çıkmaktadır. Yani “liberal” bir kafa ile devletlerin çıkarları birbiri ile bağlıdır ve kalıcı barış ve dostluk için birbirleri ile hareket ederler önermesine dayanarak tek bir ülkenin çıkar amacıyla adres gösterilmesi de milli çıkar açısından son derece sakıncalı bir halededir. Bu noktada çıkar amacıyla eyleme açısından liberal dünyada Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin vaziyetlerinin de ABD’nin geleneksel politikasından farklı olmadığını hatırlatmak isterim. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
İzzeti İkram Pazarı
‘Satanlardan hesabını soracağım’
ARAMIZDAN AYRILANLAR
Prof. Dr. Altun beraat etti
Enez Ayasofyası'nda geri sayım!
‘Taciz olaylarına karşı çocuklarınızı bilinçlendirin’
MHP'de hedef güçlü teşkilat
Sağlık turizminde 'Edirne' zirvesi
Vakıf kiracıları uzlaşma peşinde
İmzalar özel yetenekli çocuklar için
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE