ANASAYFA
06 Haziran 2020 Cumartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Babacan ne anlatıyor?-1
Yayın Tarihi: 04 Aralık 2019 Çarşamba, 06:10
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Son günlerde ülkemizde siyasal alanın yeniden şekilleneceğine dair işaretler alıyoruz yine.

 

Sıkça meydana gelen bir olgudur.

 

1946 sonrasına odaklanırsak; Demokrat Parti ve sonrasındaki süreçte kurulan

fakat ya ‘darbeli demokrasi’ sonucu ya misyonunu tamamladığı ya da siyasal arenada varlık gösteremediği için kapatılan/kapanan partiler hepimizin malumu.    

 

Evet, siyasal yaşamımıza giren çokça parti olmuştur.  Bir kısmı maksadına ulaşmış, bir kısmı tabela partisi konumunda varlık göstermiştir; siyasi partiler mezarlığında yatanlar ise az değildir…

 

Batı ile bir mukayese yerinde olacaktır; çünkü yukarıdaki satırların gerekçesini anlamamıza yardımcıdır.

 

Kısaca değinirsek; Almanya, İngiltere, Fransa’da kökleri 50-100 yıl ve üzerine dayanan partiler karşımıza çıkar ve halen işlevseldirler.  

Örneğin Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) 150 yıllık bir tarihe sahiptir.

 

Keza ABD’de halen söz sahibi Cumhuriyetçi (1853) ve Demokrat Parti (1828), 150 yılı devirmiş iki temel partidir.

 

İki dünya savaşının Avrupa ülkelerinin siyaset sahnesini şekillendirmede rol oynadığını ve halen varlık gösteren başka partilerin olduğunu da biliyoruz.

 

Örneğin Birinci Savaş sonrası kurulan ve yüzüncü yıla koşan CHP ile İkinci Savaş sonrası,  1946’da kurulan Demokrat Parti, aynı dinamiklere dayanmaktadır.  

 

Ve görüyoruz ki, CHP’nin temsil ettiği siyaset felsefesi, değerler halen sahiplenmeyi/savunmayı gerektirmektedir.

Çünkü sağ cenah partilerin ve günümüz temsilcisi siyasal İslamcı AKP’nin çağdaş Türkiye ile hesaplaşması başta eğitim olmak üzere birçok alanda planlı ve programlı sürdürülmektedir.

 

Demokrasi, temel hak ve özgürlükler, adalet, hukuk devleti vb. alanlarda Türkiye’nin ciddi bir gerileme içinde olduğu tartışma kaldırmaz.

 

Hiç kuşku yok ki, bu noktaya sürüklenmemizde 1946 sonrası ülke geleceğinde ağırlıklı ABD olmak üzere İngiltere, Almanya, Fransa’nın etkisi yabana atılamaz.

 

Diğer bir ifadeyle, ülkenin siyasal, ekonomik, sosyal tarihinde dış dinamikler önemli bir yer tutar.

 

Buraya kadar yazılanlardan bir sonuç çıkarmak gerekirse: Darbeli demokrasimiz, 1946 sonrası siyasi partiler tarihimiz ‘özde dış dinamiklere sözde iç dinamiklere’ dayandığı için, güçlü ülkelerin belirleyiciliği hep ön planda olmuştur.

 

Ekonomik ve sosyal dalgalanmalara bağlı olarak siyasal alanın çok kez yeniden şekillendiğine de tanık olduk.

 

Daha fazla geriye gitmeye gerek yok; 1980 darbesi ve Özal dönemi, sonuçlarıyla hepimizin malumu. Keza, 1999 ve 2001 ekonomik krizleri sonrası dış güçlerin temsilcisi Kemal Derviş eliyle siyaset ve ekonomide yaşanan yeni düzenlemeler ve bugüne yansımaları da gözümüzün önündedir.

 

“Derviş programı” diye anılan ekonomik politikaların yanı sıra Batı destekli nur topu gibi bir partinin doğduğunu ve kısa sürede büyüyüp iktidara geldiğini de unutmadık.

 

Ülkenin içinde bulunduğu sorunlu durumdan, ilk elden AKP sorumludur kuşkusuz.

 

Ama bir o kadar da uygulayıcı Kemal Derviş’in arkasındaki güçler de sorumludur; zira onların derdi kendi çıkarları ve Türkiye’yi sağmal inek konumunda tutmaktır ve buna da şaşırmamak gerekir.

 

Doğrudur, tam da bu nedenle ülkenin dış borçları hep artmış ve dışarıdan para akışı sekteye uğradığında ekonominin çarkları dönemez olmuştur.

 

Ancak, 1950’den beri iktidarı elinde tutan muhafazakâr sağ partilerin stratejik hataları, kalkınma politikalarındaki başarısızlıkları da dikkate alınmalıdır.

 

Batı nüfuzuna,  sermayesine kendini bırakarak ülkede özgün bir kalkınma ve gelişme sağlanamayacağı apaçık ortada iken, dışarıdan finansman bulmayı marifet sayan bir yönetim anlayışında ısrar edilmesi aymazlık değil de nedir?

 

Ama biliyoruz ki, Batı, çıkarlarının peşinde koşarken fevkalade muhteristir ve geleceğe dair de hesaplı ve kitaplıdır. Sömürünün devamını tesadüflere bırakmaz; planlı programlı hareket eder.

 

Yıllardır ülkeyi yöneten sağ partiler de maalesef Batı’nın tuzağına hep düşmüşler, ya da siyasal bağnazlık, iktidarda kalma tutkusu nedeniyle ülkenin dışa bağımlılığını, “karşılıklı bağımlılık” düzeyine getirememişlerdir.

 

Bu fasit daire, içinden çıkılamaz döngü sonucu, yani ancak dışarıdan gelen kaynakla dönebilen ekonomi sadece ülkenin dış finansmana bağımlılığını artırmamış, siyasal yapımıza belirleyici yansımaları da olmuştur.

 

AKP’nin ortaya çıkışı, siyasal yapımızın şekillenmesine dair verilebilecek iyi örneklerdendir mesela.

 

 “Gömleğimizi çıkardık” diyen AKP’nin kurucuları, elbette selefleri Erbakan’ın “Milli ekonomi” politikalarını terk etmeye hazır oldukları, küresel neoliberal düzene iştiyakla sarılacakları mesajını veriyorlardı.

 

Batı’nın gözüne girmekte, takdirini kazanmakta pek başarılıydılar ve bu da dış kaynak akışında öyle bir bolluk yarattı ki paraya gark oldu piyasalar.

 

Ne var ki mahut sonuç yine önümüzdedir: Ülkenin kalkınmadığı/gelişmediği gerçeği; ekonomik sorunlar altında halkın sıkıntı içindeki yaşamı gün gibi ortadadır.

 

Batılı finans kurumları ise, verdikleri borcun yağlı faiziyle ve selametle geri dönüşüne odaklanmış görünüyor. Dahası, Türkiye’ye akıttıkları paranın rantabl kullanılmadığını, sistem dışına çıktığını da görüyorlar kanımca.

 

Yanı sıra, bir zamanlar ciddi destek verdikleri AKP’ye karşı tavırlılar. Bu partinin liderinin siyaset dilinden rahatsızlar. Karşılarında alıştıkları Erdoğan’ı bulamıyorlar.

 

Kadro hareketinden ‘tek adam’ yönetimine dönüşmüş bir yapının yaratacağı sosyal sorunların da farkındalar tabii.

 

Hal böyle olunca, ülke siyasetine yeniden biçim vermek üzere zangocun çanı yine çalmaya başladı; yeni parti doğumları gündemde.

 

 

Gerçi uzun zamandır Ali Babacan’ın, Ahmet Davutoğlu’nun parti kuracaklarından söz ediliyor; ama son günlerdeki hareketlenmeler de doğumun yaklaştığına işaret ediyor.

 

Nitekim Ali Babacan, ilerleme kaydettiklerini, yıl sonuna kadar partilerini kuracaklarını açıkladı Fatih Altay’ın HaberTürk’teki “TekeTek” programında.

 

AKP’nin kurucularından Babacan’ın anlattıkları dikkat çekmiş olmalı ki program tekrar yayınlandı.

 

Analize tabi tutmak lazım…

 

Önümüzdeki hafta.

 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE