ANASAYFA
02 Haziran 2020 Salı
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Babacan ne anlatıyor? -2-
Yayın Tarihi: 11 Aralık 2019 Çarşamba, 05:53
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Babacanın bir televizyon programında kurulacak yeni parti hakkında anlattıklarına girmeden önce Erdoğan’ın Davutoğlu hakkındaki açıklamalarından söz edelim kısaca.

 

Bildiğiniz gibi, AKP Genel Başkanı Erdoğan, kurucuları arasında Davutoğlu’nun da bulunduğu ve krizdeki İstanbul Şehir Üniversitesi yönetimini dolandırıcılıkla suçladı.

 

Suçlamalardan Ali Babacan, Mehmet Şimşek’in nasiplenmesi de gösteriyor ki, Erdoğan yakın çalışma arkadaşlarının, sırdaşlarının dizinin dibinden ayrılmasından rahatsız ve öfkeli…  

 

Şehir Üniversitesi’nin tahsisini başbakanlığı döneminde kendisinin yaptığını, ‘malum zat’ diye nitelendirdiği Davutoğlu’nun başbakan olunca bunu mülkiyet devrine dönüştürdüğünü, bu işi yaparken yanında Ali Babacan ve Mehmet Şimşek’in de olduğunu,  Erdoğan’ın açıklamalarından öğrendik.

 

Dahası da varmış: “Bunlar Halk Bankası’nı da dolandırmaya çalıştılar. Banka kredi veriyor. Bunlar ödemesini yapmıyor. Şu anda borç 417 milyon… Hani dürüstünüz? Eğer sizin dürüstlüğünüz buysa bu ülke batmış…”

Bu sözler de Erdoğan’a ait.

 

Hadi bakalım çıkın işin içinden çıkabilirseniz…

Yıllarca “beraber yürüdükleri yollar” meğer pek sorunluymuş; ama ortaya dökülmesi için ortaklığın bitmesi gerekiyormuş.

 

AKP döneminin sorunlu yanları zaten biliniyor, demeyin.

Bu partinin üst yöneticilerinin ağzından bunları duymak önemlidir.

Kendilerini ifşa eden böylesi açıklamalar, ülkenin ne denli kötü yönetildiğini, içinde bulunduğu ekonomik krizi yansıtmaktadır ve geleceğe dair birçok soru işaretini de beraberinde getirmektedir.

 

Davutoğlu ve Babacan işte bu ağır bagajla yeni parti kurma çalışması içindedirler.

Ancak daha baştan inandırıcılık ve güvenilirlik sorunu ayaklarına dolanmıştır.

 

Babacan’ın ülke yönetimine dair Fatih Altaylı’ya anlattıklarını analize tabii tutmak lazım derken de kastettiğimiz buydu.  

 

Öyle ya, hem AKP’nin kuruluşundan itibaren önemli görevlerde bulunacaksın yani bu partinin icraatlarının önde giden sorumluları arasında olacaksın, hem de ülkenin geleceğinin tehdit altında olduğunu ileri süreceksin.  Çözümü de başında olacağın yeni bir partide göreceksin.

 

Şüphesiz çelişkili bir durumdur.

 

Ülkenin siyasi tarihini yansıtan bir filmdir bu aynı zamanda ve bu kez yönetmen Babacan eliyle yeni versiyonu gösterime sokulmayı beklemektedir.

 

Babacan’ın AKP serüvenini ve yeni filmin fragmanında neler olduğunu Babacan’ın anlattıklarından öğrenelim…  

 

//…arkadaşlarımızla beraber AK Parti'yi kurduk, kuruluşta önemli prensip ve değerler vardı.

 Önce insan, insan haklarına, özgürlüklere önem veriyorduk.

 

Baktık olmuyor ayrışmalar yaşadık

Türkiye'de demokrasinin iyi işlemediğinden şikâyet ediyorduk. Hukukun üstünlüğü ilkesinin örselendiğinden bahsediyorduk. Zaman içerisinde uygulamalarla, çıkış değerleri arasında ciddi farklar oluşmaya başladı. 2011-2012'de başlayan ve 2013'de hızlanan. Uzun süre bunları düzeltmek için çaba harcadık. Bunlar evrensel ilkeler. Bunların zaman içerisinde örselenmesi hepimizi rahatsız etti, düzeltmek için de çok çaba gösterdik. Baktık düzelme olmuyor ve ciddi bir ayrışma yaşadık.

 

Türkiye'de sorunlar büyüdü

2012'den sonra ciddi bir mücadele dönemi oldu, içeriden ciddi bir mücadele verdik.  Sadece değerler değil ilkeler de önemli. Yola çıkış ilkeleri şeffaflık, hesap verilebilirlik, kararların istişare ile alınması, yerinden yönetim ilkesi, kurumların güçlü ve itibarlı olması, alınan kararın kurallara dayanması, keyfilik olmaması lazım. İlkelerde de önemli bir sapma meydana geldi. Bu sadece parti değil Türkiye meselesi haline geldi. Türkiye'de sorunlar büyüdü, ülkenin karanlık bir tünele girdiğini hissettik ve ülkemizde ciddi bir sorumluluk hissettik.

 

Anayasa değişikliği parti içinde tartışılmadı

İstişare çok önemli.  Kararlar olgunlaştırılmadan alınırsa parti ve ülke için sonuçları iyi olmuyor. Anayasa değişikliği Türkiye'de parti içinde rahat bir şekilde tartışılamadı. Bu anayasa değişikliğini savunamam dedim ve o kampanyaya katılmadım. O günlerde ben AK Parti milletvekiliydim.

 

Başkanlık sistemi ile beraber ilk seçimlere gidildi. Daha sonra 31 Mart'ta yerel seçimler gelecekti. Bu sistem gerçekten Türkiye'yi yönetecek bir sistem mi diye bakmak istedik. Başkanlık sistemi baktık ki iki ay sonra Türkiye'nin en büyük ekonomik krizi ile anılmaya başlandı. Başkanlık sistemi ile ilgili söylenen pek çok argüman karşılıksız kaldı…//

 

Tamam, Babacan’ın altını çizdiği hususların ülke açısından gerekliliği ortada…

 

Başkanlık sisteminin çözüm getirmediğini, daha çok sorun yarattığını; parlamenter sistemi benimsediği  görülüyor.

 

Siyasette ilkelere, değerlere önem atfeden bir tutum içinde olduğu da anlaşılıyor.

 

“…şeffaflık, hesap verilebilirlik, kararların istişare ile alınması, yerinden yönetim ilkesi, kurumların güçlü ve itibarlı olması, alınan kararın kurallara dayanması, keyfilik olmaması…”

 

Keza…

 

“… insan hakları, özgürlükler, demokrasi, hukukun üstünlüğü…”

 

Genel kabul gören ilke ve değerledir bunlar.

 

Peki, sorun nerede?

 

Öncelikle, Babacan’ın kırılma noktası olarak verdiği tarihte yani bu sorunların 2011-2012’de başladığını söylemesindedir.

 

Kurucusu olduğu partiye 2011öncesinde farklı bir rol biçmesi elbette yanıltıcıdır.

AKP kurulduğu günde ne ise bugün de odur.

Siyasal İslamcı çizgide, neoliberal ekonominin iştahlı uygulayıcısı bir partidir.

 

 

Ekonomik krizin Başkanlık sisteminden kaynaklandığını ima etmesi ise absürttür.

Küresel neoliberal sisteme ülkenin eklemlenmesinde taşıyıcı parti AKP’nin uyguladığı ekonomi politikalar sonucu yaşanan bir ekonomik kriz vardır ve baş sorumlulardan biri de Babacan’dır.

 

Dış dinamiklerin yönlendirmesinde uygulanan ekonomi politikaların ülke kaynaklarını nasıl çarçur ettiğini ve bu nedenle dış kaynak ihtiyacının arttığını ve bunun da siyasal yapımıza etkileri olduğunu, önceki yazılardan hatırlayacaksınız.

 

Evet, küresel güç odaklarının Türkiye operatörü Derviş’in programını uygularken aklı neredeydi Babacan’ın?

 

Kemal Derviş’in, 2014’te İtalya’da katıldığı bir konferansta, 2002-2007 arasında Ali Babacan yönetimindeki ekonomi kadrosunun para politikasında kurumların özerkliğini koruyan tavrına övgüler düzmesi, “altın çağ” kavramını kullanması dikkat çekicidir mesela.

 

Kendisine methiye düzen Derviş’in, ülke çıkarlarını değil de küresel güç odaklarının çıkarlarını savunduğunu fark etmemiş olabilir mi Babacan? Elbette hayır.

 

‘Derviş reçetesi’ ile ülkenin kalkınacağını, gelişeceğini düşünüyordu elbet.

 

Halen aynı çizgide…

 

Tekrar ülke yönetiminde söz sahibi olursa dış kaynak bulabileceğinden, küresel finans piyasalarının kendisine güvendiğinden dem vuruyor.

 

Diğer bir ifadeyle, temcit pilavını önümüze getiriyor.

 

Ancak biliyoruz ki, ülke siyasetine yön veren güçler Babacan’ın arkasında ve onu piyasaya sürmekte kararlılar.

 

Bakalım bu filmin sonu nasıl bitecek…

 

 

 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE