ANASAYFA
11 Ağustos 2020 Salı
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Fatih ALTUN / BAKIŞ AÇISI
SAVAŞI DEĞİL BARIŞI YÜCELTELİM!
Yayın Tarihi: 07 Ocak 2020 Salı, 06:20
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

         “Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmayınca, savaş bir cinayettir.”

         Ömrünün büyük bir bölümünü savaş meydanlarında geçirmiş, sayısız muharebelerde kanlı çarpışmalara girmiş, komutanlık yapmış, bu alanda en büyük başarıları kazanmış ve ‘tarihi savaşlarla dolu bir Milletin en kutsal ve zorunlu savaşı olan Kurtuluş Savaşı’nın Başkomutanı Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ böyle diyor.

         Atatürk’ün silah arkadaşı ve büyük devlet adamı İsmet İnönü de, üzerindeki onca baskıya karşın Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’na sokmamış ve bu topraklarda barışın egemen olmasını sağlamıştır.

         İnönü Türkiye’yi savaşa sokmamış ancak, orduyu her an savaşa girecek şekilde hazır tutmak için de gerekli tüm hazırlıkları yapmıştır. İçinde bulunulan seferberlik sebebi ile askerlik süresi uzamıştır. Böylece ülkenin üretici genç erkek nüfusu askerlik hizmetinde tüketici hale gelmiş, aynı zamanda silahlanmaya ayrılan bütçe ile de ekonomi iyice kötüye gitmiş ve Ülke olarak çok zor günler geçirilmiştir. Savaştan sonra dönemin muhalifleri İnönü’yü hem pasiflik ve hatta korkaklıkla hem de ülkeyi açlığa mahkûm etmekle suçlarlar. Bilinen bir anekdottur, Savaş bittikten sonra bir gün seçim meydanında muhaliflerin, çocukları “Sen bizi aç bıraktın” diye bağırtması üzerine, İnönü çocuklara hitaben tarihe geçecek o sözünü söyler, “Ben sizi aç bıraktım ama babasız bırakmadım.”

         Ömrünü savaş meydanlarında geçiren ve aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda rol almalarını dahi o savaş cephelerindeki başarılarına borçlu olan büyük askerler, savaşı değil barışı yüceltirken, hayatında bırakın bir cephede bulunmak, bir çatışmanın sesini duymamış, barut kokusunu dahi bilmeyenler ise savaş naraları atıyor gününüzde!

         Onuncu yılına giren Suriye politikamızdan bir sonuç alamadan, bu defa Libya’da yeni bir maceraya atılmak üzereyiz.

Ve elbette ki, politikacılar ve klavye kahramanlarımız şimdiden başladı savaş tamtamlarını çalmaya. Nizamı âlem hülyalarına öyle bir dalmışlar ki, Viyana’da ecdadın yarım kalan işini tamamlayıp, ona layık olma hayallerindeki tek engel, içerideki muhalifler! Ellerinde, ‘küresel vahşi kapitalist sistemin baş aktörü emperyalist ülkelerinden, satın aldıkları cep telefonu ya da bilgisayar bulunan bu hayalperestlerimiz’ her gün yeni bir kahramanlık menkıbesi yazmaya hazırlar. Ve de “yerli ve milli” dediği silah, araç/gerecin bile en kritik parçalarını satın almak zorunda kaldığımız emperyalist ülkeleri bu defa kesin dize getirecekler!

         Oysa Suriye’ye bakıp, Libya’yı görmek gerek!

         Dokuz senelik Suriye politikası bize, Libya ile ilgili ne sonuçlar alacağımıza dair çok fazla ipucu veriyor. Ki Suriye sınırımızda iken, Libya ile aramızdaki mesafe savaş uçaklarımızın havada yakıt ikmalini zorunlu kılıyor. (Tabii ki, baş emperyalistten satın aldığımız tanker uçağımız marifeti ile!)

         Ne yaptık Suriye’de?

         Emevi Camiinde namaz kılacağız diler, Süleyman Şah Türbesini bile bir gece yarısı, hem de YPG ile koordine ederek kaçırıp, bunu kahramanlık diye gösterdiler. Böylece sınırlarımız dışında ama neredeyse topçu menzilindeki tek toprak parçamızı bile terk ettik ve ama nedense kaç senedir kimsenin umurunda bile değil!

Daha birkaç ay önce büyük bir coşku ile başlayan Barış Pınarı Harekâtı ile hedeflenenlerin çeyreği bile elde edilemedi. Amerika’dan gelen heyet ve Rusya’ya giden heyetlerimizin yaptıkları görüşmeler ile harekât sönümlendi gitti ve nedense o coşkulu heyecanımız da bitti!

         Şimdi bir düşünelim, Şubat 2011’den önceki Suriye mi iyiydi, yoksa şimdiki mi? Onlarca şehit verdik ve yüzlerce gazimiz var, ne kazandık peki? Elimizde beş milyona yakın Suriyeli ile kala kaldık!

         Onlar unutmuş olsa da, IŞİD denen canavar örgütün iki askerimizi canlı canlı yakarken çekilen görüntüler benim gözümün önünden gitmiyor. Savaşta elbette ki olabilir böyle şeyler. Ama o görüntüler paylaşıldığında sahip çıkmak yerine yalanlayıp, bir yıl sonra kabul etmek zorunda kalan devlet yönetimi anlayışını ve onun destekçilerinin halini de içime sindiremiyorum!

         Ve diyorum ki; Ey savaş Snaraları atanlar, eğer gerçekten bu kadar hevesli iseniz, savaşta her yaştan ve her cinsten insana ihtiyaç vardır, sizi Libya tarafına alalım. Hiçbir şey yapamıyorsanız desteğinizi yakından gösterirsiniz! O yüksek kahramanlık duygu ve dürtülerinizi öyle klavye kahramanlığı ile tatmin etmeyin buyurun er meydanına!

 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Hastanede taciz iddiası!
ETUS'ta neler oluyor?
Cennet köşede 'Cehennem!’
Komşuda olağanüstü hal
Yalnızgöz gözsüz kaldı!
e-esnafın kirası yok
Altında tarihi zirve
'Çeltik' stüdyosu
Aramızdan ayrılanlar
Ormanlık alanda mangal yasağı
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE