ANASAYFA
03 Haziran 2020 Çarşamba
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Fatih ALTUN / BAKIŞ AÇISI
‘DEPREM (ACI) GERÇEĞİ’ İLE YAŞAMAK!
Yayın Tarihi: 28 Ocak 2020 Salı, 06:27
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

         Elazığ ve çevresindeki deprem maalesef yine bizi yasa boğdu. Yaşanan acıların son bulması ya da en aza indirilebilmesi için mutlaka bir şeyler yapmalıyız.

         26 Eylül 2019’da Silivri’de meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki depremden sonraki yazımda şunlara yer vermiştim. “Maalesef deprem konusunda talihsiz bir coğrafyaya sahip olan Türkiye, sürekli deprem gerçeği ile yüzleşmektedir. Ancak gerçekleştiğinde tüm toplumda büyük travma yaratan en büyük depremler bile bir süre sonra unutuluyor.” Bu açıklamadan sonra depremlere hazırlıklı olmak için “kaderci değil, akla dayalı yaklaşım” ile hareket etmek gerektiğini belirtmiş ve “Yirmi yıldır deprem tehlikesini haykıran bilim adamlarının değil, rant peşinde koşan müteahhitler ve deprem vergilerini amacı dışında kullanan siyasilerin dediği oluyor” diyerek başka bir gerçeğin altını çizmiştim.

         Peki, şöyle bir düşündüğümüzde o deprem ve sonrasında ne yaptık?

Birinci gün, iletişim hizmetleri çöken GSM operatörlerine tepki gösterdik, sonra birkaç gün olası büyük İstanbul depremini konuşup tartıştık. Ancak daha sonraki günlerin en büyük tartışma konusu ise ‘İstanbul’da yapılan depremle ilgili toplantıya İBB Başkanı İmamoğlu’nun davet edilip edilmediği’ idi!

Depremin şiddeti küçük ve dolayısı ile yaşanan hasar/acının dozajı az olunca, maalesef birleşmek yerine ayrışmayı, tedbir yerine de ötelemeyi seçtik bir kere daha!

         Ama işte ülkemizin deprem gerçeği bir türlü bize kendisini unutturmuyor!

         Ve işte yine bir deprem ve bu defa maalesef sonuçları itibariyle daha ağır ve durum daha ciddi. AFAD, depremde 39 kişinin öldüğünü, 45 kişinin enkaz altından sağ kurtarıldığını, 1607 kişinin ise yaralandığını duyurdu.

         Deprem sonrası yaşananlarla ilgili hususlara değinirsek:

         Depremden hemen sonra tüm Türkiye’den bölgeye giden arama kurtarma ekipleri sayesinde, ölen sayısından daha fazla kişi enkaz altından sağ olarak çıkartıldı, bu büyük bir başarıdır.

Bunun dışında devletin tüm birimlerinin bölgeye anında ve etkin müdahalesi ile evleri yıkılan, hasar gören ya da deprem korkusu sebebi ile evlerine giremeyenlere yönelik sağlanan barınma ve iaşe imkânları da takdire değer.

Bir başka olumlu husus ise toplumun çok büyük bir kesiminin deprem konusunda elinden geleni yapmaya hazır olduğunu göstermesidir.

Elbette ki en büyük takdiri ise, çok büyük bir özveri ile görev yapan başta arama kurtarma ekipleri ve sağlık çalışanları olmak üzere bölgedeki tüm görevliler ve de gönüllüler hak ediyor.

         Ancak tüm bunların nasıl bir organizasyon ile çalıştıkları bu organizasyonun bu ekipleri ne kadar verimlilikle çalıştırabildiği konusunda bir bilgim yok. Bu konuda bazı eleştiriler olsa da, genel anlamda ekiplerin azami kapasite ile çalıştırıldığına ve en iyi verimin alındığına inanmak istiyorum.

         Tüm bu olumlu çalışmalara karşın asla rehavete kapılmamalı ve deprem için çok daha organize olabilmeyi hedeflemeliyiz. Unutulmamalı ki bu deprem küçük ölçekte sayılmasa da meydana gelen hasar az ve Türkiye’nin sahip olduğu kapasite ile çok kolay üstesinden gelinebilecek bir durum yarattı.

Maalesef, Türkiye hala 1999 Gölcük depremi gibi çok büyük yıkıma sebep olacak bir depreme etkin müdahale etme ve yaralarını kolaylıkla sarma kapasite ve gücünden çok uzaktır. Esasen o ölçekteki bir depremde Dünya’nın mümkün olan tüm imkânları seferber olsa bile (ki olacaktır da ) yine de yıkılan tüm binalara o en kritik ilk saatlerde müdahale etmek mümkün olamayacaktır.

         O halde ne yapmalı?

         Yapılacak tek şey, derhal deprem gerçeği ile yüzleşmek, akıl ve bilim, yani bilim adamları ne diyorsa onu yapmaktır. Ülkenin tüm imkânları, olası bir depreme karşı alınacak tedbirlere tahsis edilmelidir. “DEPREM DEĞİL BİNA ÖLDÜRÜR” gerçeğinden hareketle, depreme dayanıksız konutlar hızla tespit edilip, mümkün olanlar dayanıklı hale getirilmeli, diğerleri tahliye edilmelidir. Ranta değil, deprem ihtiyacına yönelik kentsel dönüşüm projelerine hız verilmelidir.

Türkiye’nin imkânları; ‘KANAL İSTANBUL’ gibi ‘hayali çılgın projelere’ değil, ‘DEPREM İSTANBUL’ gibi ‘acı gerçek projelere’ seferber edilmelidir! Ancak o zaman deprem gerçeği ile baş ederek yaşarız.

Bu bir hayal değil! Bakınız, bilimin dediğini yapan Japonya 7-8 şiddetindeki depremleri bile hasarsız atlatabilmektedir. Önümüzde böyle örnekler varken, kaderci yaklaşımlarla işimizi Allah’a bırakmanın sonu yıkım ve ölümdür!

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
İşletmenize Özel Hosting Seçimi Nasıl Olmalı
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE