ANASAYFA
05 Haziran 2020 Cuma
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Kukla tiyatrosu-1
Yayın Tarihi: 05 Şubat 2020 Çarşamba, 06:39
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Saraçlar Caddesi ile Çilingirler Çarşısı’nda yine keyifli ‘ayaküstü sohbetler’ yaşadım geçenlerde.

 

Edirne’nin nabzının attığı, kentin dinamiklerinin yankılandığı, ara sokakları ile bütünleşmiş kent meydanı işlevi gören yerlerdir buralar.

 

‘Ayaküstü sohbetler’ uzayınca ‘çaya oturmak’ kaçınılmazdır ki ayrı bir tat ve iz bırakır belleklerde.  Sohbet içerikleri özenle nakşedilir beyinlere ve sonraki rastlaşmaların arşivi de işte böyle oluşur.

 

Evet, ‘ayaküstü sohbet’ deyip geçmemek lazım; iz bırakır, karşılıklı öğrenme, interaksiyon (etkileşim) zeminidir.        

 

‘Ayaküstü sohbetler’in gündeminde bu kez CHP’deki kongreler süreci vardı.

 

Parti içi seçimlerin anlamını yitirdiğini, artık bir tiyatrodan ibaret olduğunu ileri sürenler hiç de az değil. Genel bir memnuniyetsizlik var. Parti aidiyetinin anlamı sorgulanıyor.       

 

Ancak, muhalif bir duruş sergileyenlerin önemli bir kısmının sorunun özünü kavramakta zorlandığı da fark ediliyor.

 

Parti içi seçimleri sadece mahalle delegesi olmaya, yönetici bir pozisyon elde etmeye koşut görenleri kastetmiyorum. Onlara göre partili olmak bu demek zaten.

Biraz ün/unvan, oturacak bir parti yönetim koltuğu, hiç olmazsa koltuğun kolçaklarına tutunacak bir pozisyon…  

 

Ha tabii, konunun bir de ‘akçeli işler’ kısmı var ki ‘zurnanın fırt’ dediği yerdir ve küçüğü büyüğü olmaz.

 

Belediye faaliyetleri/hizmetleri üzerinden rant yaratma ve nasiplenme işi,

AKP’nin elinden çıkan bazı belediyelerin hesaplarının şeffaflaşması sonucu iyice ortaya döküldü ama iktidar ve muhalefet (elbette istisnalar olabilir) ayrımı yapılamayacağı da görülmedi mi?    

 

Kaynakların/vergilerin dürüst, saydam, verimli, toplum yararına kullanılmasının gerekliliği tartışma kaldırmayacak bir konudur.

Ülkenin ekonomik krizlerden bir türlü kurtulamaması, işsizlik, yoksulluk vb. sorunların temeli, yolsuzluk, çarçur edilen kaynaklar değil mi?

 

Hiç kuşku yok ki, sistemin ruhunu, işlevinin yol açtığı sorunları konuşuyoruz aynı zamanda.

 

Ve altını çizerek belirtelim, sistemi sadece ekonomik düzen olarak değil toplumsal düzen olarak da görmek lazım.

 

Bildiğiniz gibi, toplumsal düzeni sürdürülebilir kılan etkenler arasında insan psikolojisine dayalı manipülasyonlar önemli bir yer tutar.

İnsan egosunun, zaaflarının kaşınması, tahrik edilmesi kapitalizmin yaşam pınarıdır.

Çünkü bu sayede gerçeklerden kopan, yabancılaşan bir insan tipi yaratılmakta, bireyci tutum ve davranışlar körüklenmektedir.

 

Bu yolda yazılı-görsel medyanın, iletişim teknolojilerinin günümüzde yoğun şekilde kullanılan araçlardan sayıldığı da bilinen bir gerçek.

 

Fakat gözden kaçırmamamız gereken bir diğer husus ise, kapitalizmin bireyi ve daha geniş ölçekte toplumu bilinçli şekilde yozlaştırdığıdır.

 

Elbette sınırları bulunan, kontrollü bir oyun alanıdır bu ve davranış bozuklukları gösteren birey, toplumsal düzeni rahatsız etmeye başladığında tımarhane/hapishane kapısından şefkatle içeri alınır.

 

Sorunun bu boyutunun büyümemesi için sistemin emniyet supabı fonksiyonlarından sayılan dinin siyasallaştırılarak kapitalist toplum düzenin hizmetine verilmesi de bildik uygulamalardandır.

 

Batıda dinin bu yönde işlevi/etkisi azaldığı için topluma kontrollü şekilde pompalanan esrar/eroin/kokain gibi uyuşturucuların bir nevi dinsel ikame aracı kullanımı da çoktandır biliniyor.

 

Sistemin toplumu yozlaştırma operasyonlarının başında ise daha geniş kitlelere hitap etmesi sebebiyle açlık ve yoksulluk endişesine dayalı yaratılan rekabet gelir.

 

Kapitalizmin neoliberal evresinde ihdas edilen “esnek çalışma koşulları”nın işsizlik sorununa çare bulması beklenemezdi. Öyle de oldu.

 

Artan nüfusla birlikte, sistemin özü/işleyişi itibarıyla işsizlik, toplumun geniş kesimlerini etkileyen sorunların başında geliyor.

Çünkü bir varoluş, hayatta kalma meselesidir.

 

Sistem de öyle mahirdir ki, yarattığı sorunları adeta bir devir daim motoru gibi döngüye sokar ve itinayla lehine kullanır.

 

Nitekim günümüzde mavi yakalı/beyaz yakalı, eğitimsiz/eğitimli ayrımı giderek silikleşmektedir, her alanda istihdam daralması yaşanmaktadır.

 

Bu durumun yarattığı varoluş kaygısı/endişe her katmanda bireyin davranışlarına yansır ve sisteme itaatkâr bir toplum yapısının genişlemesine yol verir.

 

Bu da, siyasal alanın kontrolü için gerekli görülen örgütsüz toplum yapısını beraberinde getirir ki, sistemin ana hedeflerinden sayılmalıdır.

 

Özellikle kapitalizmin neoliberal evresinin bir çıktısı olarak devleti kendine hizmetkâr eden sistem, nihayetinde devleti yöneten siyasi partileri sözde bir rekabet içinde aynılaştırmayacak da ne yapacak?

 

Bu aynılaştırmaya, sanki varmış gibi sunulan ideolojik farklılıklar ötesinde bakmak, siyasetin merkezileşmesi, oligarşik yapının sürekliliği ve tek adam yönetimi bağlamında  odaklanmak lazım.

Çünkü kapitalizmin neoliberal evresinde devleti kendine hizmet eden bir aygıta dönüştüren  sistemin akıl hocaları bir taşla kuş sürüsü vurmaktadırlar.

 

Devleti yöneten siyasi partileri kontrol etmek, toplumsal dinamikleri yönlendirmek esastır. Bunun için de siyasi partilerin içi işleyişlerinin antidemokratik olması, lider oligarşisinin tıkır tıkır işlemesi sistemin pekâlâ işine gelir değil mi?

 

Dolayısıyla iktidar partisi AKP ile ana muhalefet partisi CHP’nin yönetiliş şeklinin aynılaşmasına şaşırmamak gerekiyor.

 

Böylesi bir üst yapının aşağıdan beslenmesi ve sahnelenen tiyatronun gerçekmiş gibi algılanması da icap ediyor tabii.

 

Biraz ün/unvan, oturacak bir parti yönetim koltuğu, hiç olmazsa koltuğun kolçaklarına tutunacak bir pozisyonu, milletvekili/belediye başkanı/meclis üyesi gibi temsil görevlerini yaşamın yegâne anlamı gören o kadar çok siyasi aktör var ki, tiyatroya oyuncu bulmayı da ziyadesiyle kolaylaştırmaktadır.

 

Bu tiyatroda yer almak için sırada bekleyen, “gönüllü kulluk” yapmak için yanıp tutuşan  figüran da çok tabii.

 

Nasıl ki neoliberalizm insanlarda işsizlik ya da statü kaybı endişesiyle oluşan rekabete dayalı bir sosyal-psikolojik alan üzerinden toplumu manipüle ediyor, yönlendiriyorsa; siyasi partilerin merkezi bir yapıda olması da yine neoliberal sistemin bir dizaynıdır.

 

Bu öyle bir hal almıştır ki,  demokratik, saydam, liyakata dayalı parti işleyişinin hiçbir önemi kalmamıştır. Belirleyici kriter, güçlü birine yanaşmak, himayesine girmek ve tiyatroda biçilen rolü güzelce oynamaktır.

 

Bu mutasyonun yarattığı partili tipolojisinde farklılıklar var elbet.

 

Güç kimin elindeyse onun kanatları arasında yer alabilmek için “gönüllü kulluk”, çeşitli şirinlikler yapanlar görece masum figüranlardır.

 

Askerlik, yandaşlık,  yalakalık, goygoyculuk, tetikçilik gibi meziyetleri siyasi parti kimliği ile örtüştürenlerin sayısının artmasındadır sorun; çünkü sistemin siyasi partileri kontrol altında tutan çarklarını yağlama görevini zevkle ifa ederler.

 

Bu tıynetteki figüranların ortak özelliği ise siyasal yoldan bir imtiyaza sahip olmalarıdır.

Şahsen kendisi veya bir akrabası devlet kurumlarından birine yamanmıştır.

Bu iş için belediyelerin özenle biçilmiş kaftan olduğunu hatırlatmaya gerek yok sanırım.

 

Evet,   “ayaküstü sohbetler” verimli oluyor; muhakeme yeteneği dikkate çeken, özgür, bilinçli bir partilinin CHP’nin yönetiliş şekline dair köşemde yer alan yazılara atıfta bulunup öze odaklanmanın önemine vurgu yapması, bu yazının ilham kaynağı oldu.  

 

Aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya yansımalarla şekillenen/işleyen bu mahut parti yapısını deşmeye devam etmek şart çünkü ülkenin geleceğine ilişkin yakıcı bir sorundur.

 

Bu bölümü bir soru ile tamamlayalım…

 

Aşağıdaki fotoğrafların ortak özelliği nedir?

 

 

Haftaya görüşmek üzere…          

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Kredi Kullanırken Hayat Sigortası Yaptırmak Zorunlu Mu?
Zevke Uygun Kol Saatleri
Forexi Öğrenmek Ücretli mi?
Aramızdan ayrılanlar
T.C. EDİRNE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN
T.C. EDİRNE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN
54 MKNZ.P.TUG MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI MSB BAĞLILARI
Bunun adı: vicdansızlık!
Roman sorunları 'ısırgan' gibi
Çilek Trakya'da da zam şampiyonu
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE