Kar sevdamı yoğun yaşadığımı yakınlarım kadar okurlarım da öğrendi artık. Ama bu kış kar benimle kovalamaca oynadı adeta. Sadece bir gün iki, üç saat yağan kardan dolayı mutluluk yaşayabildim.
Malum kar yoğun yağdığı ve soğukluk derecesi, çift basamaklı rakamlarda eksiye düştüğünde karın,buz hali oldukça sevimsiz olabiliyor. Bu yıl da kar, Edirne hariç, yurdun neredeyse genelinde yaşam koşullarını zora soktu. Bense tüm yıl lapa lapa yağan karın hayalini kurmuş olmama rağmen, bu keyife nail olamadım.
Birkaç günlüğüne yazlık evin yapımı için Enez'e gittiğimde Edirne'de lapa lapa kar yağmış, Edirne'ye geldiğimde ise Enez'de kar yağdığı haberlerini aldım. Ardından tekrar Enez'e gittim ve yine Edirne'de kar yağmaya başlamış. Sanki bana inat bu yıl kar benim olmadığım bölgelere yağdı hep. Kısacası karla kovalamaca oynadık diyebilirim. Düşünün artık İzmirliler bile kar gördü ben göremedim. Ne yapalım her şey kısmetle...
Zaman zaman haberlerde izledim, kardan kapanan yollarda donma tehlikesi atlatan vatandaşlarımızın perişan hallerini. İşte bu durumlarda kar, benden çok uzaklarda bile olsa tüm sempatisini, şirinliğini yitiriyor. Bizlere yaşamsal tehlike yaratabildiği gibi, bir kaç yıl ard arda eksikliğinde yaşamsal zahmete de sokabiliyor. Toprağımızın birkaç haftalık beyaz örtüye ihtiyacı oluyor her yıl. Bu ihtiyaç bize geri dönüyor, tarımsal bağlamda. Toprağı beslediği birkaç haftalık sürede, çoluk çocuk bir yıllık kar keyfimizi de gidermiş oluyoruz zaten. Geri kalan sadece görsel keyif. Şahsen ben bu tarafına doyabileceğimi düşünemiyorum bile.
Yine de azı karar çoğu zarar. Şimdi kar keyfini sevenler için, mahrumiyet bölgelerindeki yaşamlarını sürdürmeye çalışanları yok sayamayız. Hoş, bu devirde mahrumiyet bölgesi diye bir şey olmalı mı onu da ayrıca düşünmek gerekir. Dilerim hepimiz için "kar" çilemiz değil, sadece keyfimiz olsun...!