ANASAYFA
28 Şubat 2020 Cuma
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Kukla tiyatrosu-2
Yayın Tarihi: 12 Şubat 2020 Çarşamba, 06:44
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Geçen yazıda sistemin siyasal partiler üzerindeki nüfuzuna değindik.

 

Kapitalizmin neoliberal evresinin bir çıktısı olarak değerlendirdiğimiz devlet aygıtını kendine hizmetkâr gören sistemin devleti yöneten partileri ve hatta muhalefet partilerini etkisi altına alarak dizayn etme/aynılaştırma tasallutuna vurgu yaptık.     

 

Ve bu aynılaştırmaya sanki varmış gibi sunulan ideolojik farklılıklar ötesinde bakmak, siyasetin merkezileşmesi, oligarşik yapı, tek adam yönetimi bağlamında odaklanmak gerektiğini de belirttik.

 

Kontrol altında tutulan siyasi partiler üzerinden toplumsal dinamikleri yönlendirmek de sistemin ana uğraşlarındandır. Dolayısıyla siyasi partilerin içi işleyişlerinin antidemokratik olmasını, lider oligarşisini de yadırgamamak lazım.

 

Nitekim iktidar partisi AKP ile ana muhalefet partisi CHP’nin yönetiliş şeklinin aynılaşmasına da şaşırmamak gerekiyor.

 

Böylesi bir üst yapının aşağıdan beslenmesi ve sahnelenen tiyatronun gerçekmiş gibi algılanmasında: biraz ün/unvan, oturacak bir parti yönetim koltuğu, hiç olmazsa koltuğun kolçaklarına tutunacak bir pozisyonu, milletvekili/belediye başkanı/meclis üyesi gibi temsil görevlerini yaşamın yegâne anlamı gören çok sayıda siyasi aktörün varlığı, tiyatroya oyuncu bulmayı da ziyadesiyle kolaylaştırmakta ve üst yapıya meşruiyet kazandırmaktadır.

 

Hal böyle olunca; demokratik, saydam, liyakata dayalı parti işleyişinin hiçbir önemi kalmıyor tabii. Güçlü birine yanaşmak, himayesine girmek ve tiyatroda biçilen rolü güzelce oynamak, ‘siyaset yapmak’ sayılıyor.

 

Eyyamcılık, askerlik, yandaşlık, yalakalık, goygoyculuk, tetikçilik gibi meziyetler siyasi parti kimliği addediliyor. Sistemin siyasi partileri kontrol altında tutan çarkları da bu profildeki partililer tarafından güzelce yağlanıyor.

 

Bu ortak özellikteki figüranların beslenme çantası da siyasal yoldan elde edilmiş bir imtiyaz sayesinde doluyor kuşkusuz.

 

Kapitalist düzenin işleyişinden sorumlu tasarımcıların bireyi ve daha geniş ölçekte toplumu bilinçli şekilde yozlaştırırken yazılı-görsel medyadan,  iletişim teknolojilerinden yararlandıklarını belirtmiştik önceki bölümde. 

 

Siyasi partileri işlevinden koparmada,  yozlaştırmakta ise bu ‘göbeğinden bağlı figüranlar’ kullanılıyor genelde.   

 

Parti merkezine yerleşmiş, bir kısmı da yerleştirilmiş oligarkların işlerini kolaylaştıran, onlara meşruiyet sağlayan bu elverişli figüranlar/elemanlar sayesinde yanlışlar doğruymuş gibi sunuluyor, gerçekler maharetle perdeleniyor.

 

Yanı sıra, örgüt dinamizmi de itina ile yok ediliyor.

Tartışan/sorgulayan örgüt, oligarşik yapının işleyişinde ayak bağıdır çünkü. 

 

Örgütsel bütünlük ise çok tehlikelidir.

Bizden olanlar-olmayanlar ayrımının, örgüt içi kutuplaştırmanın/ötekileştirmenin bilinçli şekilde devrede tutulması,  “böl ve yönet” kadim kuralının bir icabıdır ve zevkle uygulanır.    

 

Salahiyet verilen PM/MYK üyesi,  milletvekili, belediye başkanı, meclis üyesi etiketli bazı elemanlar da bu planlı programlı parti işleyişini merkezden yerele taşıyan aktörlerdir.

Parti merkezini elinde tutmakla görevli oligarklar adına ‘aşağıdaki figüranları’ formatlama, kullanma ve elbette kontrol etme sorumluluğunu üstlenirler.

 

Merkeze hizmet ettikleri sürece de muteber konumlarını korurlar, biraz yalpaladıklarında ise gözden düşerler ve altlarındaki koltuk uçup gider.

 

Fakat öyle bir tiyatrodan söz ediyoruz ki, sahnedeki bu sihirbazlar sayesinde gerçekleri görmekte zorlanır, oyun akışına kendinizi kaptırabilirsiniz.

 

Örneğin aktörlerin/figüranların dudaklarından süzülen; Atatürk’e, kurduğu Cumhuriyet’e  övgü, emperyalizm karşıtlığı (kapitalizm karşıtlığı pek duyulmaz), sol jargon üzerinden atılan nutuklar gerçek ile gerçekdışıyı pek güzel harmanlar. 

 

Aldatıldığınızın farkına varmak için oynanan tiyatroyu akıl süzgecinden geçirerek izlemeniz şarttır; yoksa hayal dünyası içinde kaybolur gider, sihirbazların/hokkabazların tuzağına düşersiniz.

 

Geçen hafta üç fotoğraf üzerinden sorduğumuz soruya gelen cevaplar da gösteriyor ki, tuzağa düşmeyen, oynanan tiyatroyu doğru değerlendiren CHP üye ve seçmeni hiç de az değil.

Sosyal medyada yazılanlar çizilenler de bu istikamette bir tablo çiziyor. 

 

Dahası, ciddi bir rahatsızlık var, CHP’nin bu şekilde yönetilmesinin kötü sonuçlar (oy kaybı) doğuracağı iddia ediliyor.

 

Hemen söyleyelim: CHP merkez yönetimi elinde tutan umumi başkan ve şürekâsı başka bir havada. ‘İttifak siyaseti’ ve konjonktür nasılsa iktidarı getirecek, biz görevimizi yapalım, parti yönetimini elden kaçırmayalım yönünde bir tutum içindeler.

 

İstanbul ve İzmir il başkanlığı seçimlerinde görülmedi mi bu?

Sanki örgüt içi birlik ve beraberlik varmış gibi bir yapay hava yaratılmadı mı tek adaylı bu seçimlerde?

 

Fakat seçim sonuçları gerçeğin böyle olmadığını gösterdi.

Seçilen İstanbul ve İzmir il başkanlarının aldıkları oyların bütünü yansıtmadığını, sahnelenen tiyatronun trajikomik yanını tabak gibi ortaya koydu.

 

9 Şubat’taki Edirne il kongresi de farklı değildi.

 

Genel merkezden görevli gönderilen divan başkanı Faik Öztrak’ın konuşması ise pek ilginçti.

Samimiydi de. Çok güzel itiraflarda bulundu.

 

2002’den beri 5 dönem Tekirdağ’dan 1. sıra kontenjan adayı yapılmasındaki kıymetin sebebini hiç yüksünmeden ortaya döktü.

Milletvekili yapılmadan önce Kemal Derviş eliyle oturtulduğu Hazine Müsteşarlığı koltuğunda uygulamaya soktuğu 15 Derviş Yasası ve açılımlarının arkasında durduğunu pekâlâ gösterdi. Sistemin efendilerine bağlılığını bir kez daha kanıtladı.

 

Şu önemli sözleri sarf etti:

 

//İktidar yakındır, yolunu bugün Edirne’de açıyoruz…

 

Şartlar olgunlaşmıştır…

 

Türkiye’nin iyi bir piyasa düzeni vardır, onu daha iyi işleterek ülkeyi kalkındıracağız…

 

Türkiye’nin işgücüne, özellikle genç işgücüne güveniyorum.//

 

Geçen haftaki sorunun cevabı ile bitirelim yazıyı…

 

Doğrudur; ikinci kez İstanbul il başkanlığına atanan (seçtirilen de diyebilirsiniz) Canan Kaftancıoğlu, DİSK’in eski genel başkanı, eski CHP milletvekili Süleyman Çelebi ve ikinci kez Edirne belediye başkanlığı koltuğuna oturtulan Recep Gürkan fotoğraflarında kırmızı kazaklar hemen göze batıyor.

 

Kırmızı kazak için bir halka ilişkiler, siyasi arenaya çıkan matadorların dikkat çekme aracı diyebiliriz sanırım.

 

‘Bu kırmızı kazaklıların’ arkasında umumi başkanları Kemal Bey olduğu da ortak bir özellik sayılır.

 

Bir okurumun, Canan Kaftancıoğlu ve Süleyman Çelebi hakkındaki değerlendirmesi ise şöyle:

 

//Kırmızı hayranlıkları...

 

Kukla tiyatrosunun başrol oyuncusu olmaları...

 

10 Aralık çıktısı olmaları...

 

Eleştirel yazınızın ana temasına model teşkil ediyor olmaları...//

 

Ne diyelim… “Gölgeler ve Suretler”.       

 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Tefeci operasyonu
Kapıda 'korona' önlemi
Sigara bir ilçeyi yok ediyor
‘Aksal aynaya baksın’
Edirne'de komşu sineması
Velilerin azmi futbol kulübüne dönüştü!
‘Çamur at izi kalsın’
Demir'den 'aylak bakkal' benzetmesi
Dersleri girişim
Palavur Deresi yatağına ıslah
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE