ANASAYFA
28 Şubat 2020 Cuma
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Ziya GÖKERKÜÇÜK / SOLDUYU
KENTE DAİR
Yayın Tarihi: 13 Şubat 2020 Perşembe, 06:33
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Olmaz ya; seçilmiş veya atanmış bir makam sahibi çok demokrat ve halkını yönetime katmak adına her kolaylığı sağlıyor. Bu durum demokrasinin varlığına kanıt olabilir mi? 
Her kent aslında bir ülkedir. Kent ne ise ülke de öyledir. Kentin kent olması için kentlilik bilinci gerekir. Kentlilik bilinci tanımında ortak görüş vardır; kentte yaşayan bireylerin ve örgütsel yapıların kente özgü tutum ve davranışlar sergilemeleri, birey ve paydaş olduklarının farkında olmaları ve buna uygun davranmalarıdır. 
Günümüzde kentlerimizin kimliği ne durumda? Kentlilik bilincimize not verilse kaç alırız?
İki soruya verilecek yanıt bizim de geleceğimizdir. Maalesef kentlerimiz işgal altındadır. Kentleri mekân olarak tasarlayıp müşterilere satan veya kiralayanlar ile kentleri kültürel birikimleri ve anıları ile yaşatanlar saflaşmalıdır. Aksi durumda; seçimler öncesinde umutlarımızı, hayallerimizi dillendirip bizi umutlandıranlar, seçilince unutkanlığımızdan yararlanıp mekân tahsisine onay vermektedirler. 
Kent kimliğini korumak ve geliştirmek kenti idare eden makamlar kadar kentlilerin de görevidir. Bu kapsamda kentsel hizmetler kent kültürünü oluşturan ve devamını sağlayan mekânlardır. Bu mekânların oluşumunda katılım, yaşayanların düşüncesine başvurma önemlidir. Bu bir demokratikleşmedir ki kentler demokrasinin beşiğidir.
Maalesef küreselleşme ile tüketimi kamçılanan standart ürünler, yerel peyzajla, ekosistemle, tarihle, kültür ve toplumla bağlantısı olmayan kentsel çevre mekân duygusunu zayıflatıyor ama bizlerin sessizliği sonucunda kentlerimizi dolduruyor.  Bu konuda başı çekenler ne yazık ki muhafazakârlardır. Yurttaşa din iman dersi tavsiye ederken kendileri piyasaların vazgeçilmez müşterisidir. Melih Gökçek ve Ankara'sını düşünün. Bu çelişkiye en güzel örnektir ki yaptıkları bu gün depolarda atıl durumdadır. Ama hedef bir yerlere para aktarmaktı ve hedefe ulaşıldı! Bu tehlike tüm kentlerimizde vardır.
Katılım günümüzde demokrasi ile beraber anılmaktadır. Gelişmiş toplumlarda katılım yasa ile tanınmış ve desteklenmiş bir haktır. Kentsel çevrenin oluşumu, çeşitli grupların aralarında sağladıkları birlikler ve anlaşmalar aracılığıyla gerçekleşir. Katılım süreçlerinde yer alınması konusundan kastedilen; kente dair pek çok aktiviteye katılmak, oy kullanmak, kampanyalarda görev almak, ücretli veya ücretsiz, gönüllü olarak sosyal hizmetlerde uğraş vermek, kent yaşamını takip etmek, komşularına yardım etmek ve benzeri çalışmalardır. Katılım konusu hem politik katılımı hem de kamusal anlamda gönüllülüğü kapsar. 
Katılım sürecinde yer almak bir vatandaşlık görevidir ki bizlerin idare erkinde bulunanların içselleştiremediği ve bizlerin de kavrayamadığı bu sanırım. Bu görevi yasalar kapsamında yapmak hakkımız olsa da yıllardır yasaklarla engellenmekte ve bunun suç olduğu algısı hissettirilmektedir. 
Vatandaşlık; eşitlik, adalet temelli bir toplum sözleşmesidir aslında. Sanayileşme, otomobilli yaşam, varoş kültürü, mimaride soyutlaşma, AVM'leşme gibi tercihler kamusal hayatın, çöküşüne, sosyal ilişkilerin azalmasına yol açmıştır. Bu nedenle teknolojik yeniliklerin kültürden kopuk gelişmesi sosyal ve kültürel anlamda güçlü bir toplum oluşturma fikrini tehdit etmektedir. Toplum; kamusal vatandaşlık yerine özgürleşme denerek bireyselleşmeye yönlendirilmektedir. Ki bu sayede güçsüz insanlar oluşmaktadır. Güçsüz insanda sürüye dâhil olma arzusu vardır. Kapitalist sistem de sürünün çobanı ise her zaman bellidir. Güçlü olmak ve güçlü kalmak ise insanın örgütlenmiş halidir. Bu nedenle sosyal olarak geçmiş ile geleceği doğallığına uygun sürdürebilen örgütlü toplumlar, evrensel kazanımları benimserler. Böylece eşit, adil, sosyal ve kültürel temellerini gelişen teknolojiye uyarlayabilen demokratik kurallar içinde yüksek yaşam kalitesine sahip olurlar.
Bu nedenle yeryüzünde bulunmaz kentlerden biri olan kentimizde yaşayanlar olarak aidiyet duygumuzu geliştirmek ve gelecek nesillere de bu duyguyu aktarmak için kentlilik bilincimizi sorgulamalıyız. Bunun için uzmanlar üç temel yaklaşımı öne çıkarırlar; kentin tarihi ve kültürel değerlerinin farkına varmak, kentin fiziksel, kültürel ve sosyal dönüşümünü teknolojiye boğmadan gerçekleştirmek, kente aidiyet duygusunu hissederek kenti sahiplenip korumak. Bu sayede kentimiz kent olacak ve biz sokaklarında ilk çağdan bugüne gelen kültürel zenginliğimizi demokratik ilişkiler ile sürdürebileceğiz.
Ve bu seçeneği bize birileri sunmayacaktır. Tercihimizi biz yapacağız. Mekânlarımızı sosyal medyada veya muhabbetlerimizde dediğimiz gibi geçmişin de yaşadığı hale getirmek için bir şeyler yapacak mıyız yoksa seçilen veya atanan ancak aynı çıkar gruplarından yönlendirilen ve dayatılan mekânları mı tercih edeceğiz? 
Yazının başında olmaz ya denen durumun olması için iş bize düşmektedir.

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Tefeci operasyonu
Kapıda 'korona' önlemi
Sigara bir ilçeyi yok ediyor
‘Aksal aynaya baksın’
Edirne'de komşu sineması
Velilerin azmi futbol kulübüne dönüştü!
‘Çamur at izi kalsın’
Demir'den 'aylak bakkal' benzetmesi
Dersleri girişim
Palavur Deresi yatağına ıslah
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE