ANASAYFA
07 Haziran 2020 Pazar
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
İsmail DEMİRAY / SALI YAZILARI - ismaildemiray1964@gmail.com 05352588107
GÖÇ HİKÂYELERİ
Yayın Tarihi: 10 Mart 2020 Salı, 06:10
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Son günlerde Edirne'de yaşanan göç olgusu, Türkiye'nin sınır kapılarını göçmenlere açması, sadece Edirne'nin ve Türkiye'nin değil Avrupa'nın da gündemine oturuverdi.
Binlerce kadın, erkek, çocuk, aralarında yaşlılar başta Pazarkule Sınır Kapısı olmak üzere Meriç nehrini oluşturan 200 km'lik sınır boyunca Yunanistan'a geçmek için mücadele ettiler. Amaçları Yunanistan'a kapağı atıp oradan Avrupa'nın zengin ve refah ülkelerinde savaştan uzak, daha iyi bir gelecek ve yaşam koşullarıydı.
Yunanistan'a geçmeye çalışan binlerce göçmen var ama ne kadarının geçtiği uluslararası bir tartışma konusu maalesef. Bizim yetkililer yüzbinlerle ifade ederken Yunan makamları birkaç yüz göçmenin bunu başarabildiğini belirtiliyor. Diğerleri dövülerek, soyularak, ne yazık ki ölerek geri gönderildiler, gönderiliyorlar. 
Edirne'de Dünya'nın gözü önünde bunlar olurken geçen ay bisikletimle yakın köylere yaptığım kısa turda, köyün birinde kahvede çay içerken bir köylü ile yaptığım sohbeti anımsayıverdim. Sohbet ettiğim köylü arkadaş bana kendinden söz ederken; köyde yaşadığını, çiftçilik ve hayvancılık yaptığını, hayvancılığı da son iki senedir yanında çalışan bir Afganistanlı çoban sayesinde çok ileri seviyeye taşıdığından söz etti. Afgan çobanı için Göç İdaresi'yle karşılıklı anlaşma yaparlar. Çobanın maaşını her ay bankaya, Afganistan'daki hesabına yatırır. Çoban hem çalışanı, hem de sofrasını paylaştığı evladı gibi olur. Birlikte çalışırlar, yer içerler. Evinin bir odasını da çobanı için düzenler, internet bile alır evine, çobanı rahatça memleketi ve ailesi ile görüşsün diye.
Biz sohbeti koyulaştırmışken kahvenin kapısından giren gence dönerek; “Gel otur masamıza” diyor. Köylünün, Afganlı çalışanıymış meğerse. Tanıştırıyor bizi, 21 yaşındaymış, ufak tefek, güler yüzlü, iyice ilerlettiği Türkçesiyle yanıtlıyor sorularımı.
“Üç yıl önce yoksulluk, sonra da savaşta taraf olmamak için kaçtım ülkemden. Lise mezunu olmama rağmen devlet ile Taliban arasındaki savaş nedeniyle üniversiteye gidemediğim gibi devlet askere almak istedi. Bizim orada askere gitmek demek, dönünce Taliban'ın ölüm listesinde olmak demek.  Ailemden kardeşlerimden, sözlümden ayrılarak bir ay süren sıkıntılı bir yolculuktan sonra geldim Türkiye'ye. Altı ay önüme ne iş çıkarsa çalıştım. Önceki yıllarda göç edip Türkiye'de, Yunanistan ve Avrupa ülkelerine göç eden onlarca sığınmacının hikâyesini dinlemişliğim var yakınlarımın. Gidemeyenler çok mutsuz olduğu gibi gidenlerin de birçok sorunu var gittikleri ülkelerde. Öncelikle göçmen oldukları için kamplarda aylarca süren hapis gibi yaşamlar, her gün geri gönderilme korkusu. Kamptan çıktıktan sonra yine yıllarca oturum alamama, kısıtlı imkânlarla köle gibi en kötü işlerde kötü şartlarda çalışma. Ben bu köyde, burada huzurluyum. Yaşadığım ev halkı bana kendi evlatları gibi davranıyorlar. Birlikte çalışıyoruz. İşimi yapıyor, saygı görüyorum.  Avrupa'mı? Düşünmüyorum bu şartlarda oralara gitmeyi, itilmeyi, kakılmayı. Bir yıl daha çalışacağım burada. Afganistan'da param bankada birikiyor. Dönünce o parayla ülkemde hayvancılık yapacağım, kardeşlerimi de yanıma alırım. Birlikte daha çok hayvan bakar, daha iyi şartlarda yaşarız. Ailemi, kardeşlerimi tabii ki çok özledim. Sözlümü de, gittiğimiz gibi evleneceğiz.”
Göç hayatımızda hep var. Bir zamanlar bizler de bu zorunluluğu yaşamışızdır. Ülkeler arası anlaşma, kapıları açıp davet etme veya nitelikli işgücü sağlama amacıyla yaşanan göçler dışında kentimizde yaşadıklarımız çok farklı. Köyde kalan Afganlı en şanslılardan biri. 
Avrupa umuduyla kentimize, Yunanistan sınırına gelenlerin umudunun gerçekleşmesini isteriz. İnsanlık ve hukuk adına gerekli de. Ama siyasilerin kurbanı olup umutları gerçekleşmediğinde o insanları bir düşünün. Aş ve iş, yeni bir hayat peşinde olanlar çoğunlukta. O nedenle de genellikle gençlerden oluşuyorlar. Beklentileri de farklı olabiliyor genç insanların. Kimisi daha iyi, daha kaliteli bir yaşam için her türlü riski göze alarak tehlikeli yolculuklara çıkarken kimisi de yaşamın gerçeklerinden kopmadan doğduğu, sevdiklerinin yaşadığı, geleceğini kurabileceği memleketine dönmenin hayallerini yaşıyor.
Hayallerinin gerçekleşmesi kendi ellerinde olsaydı keşke ama dünyayı yönetenlerin iki dudağı arasında olması sadece göçmenleri değil insanlığı yaralıyor.
 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE