ANASAYFA
02 Haziran 2020 Salı
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Ziya GÖKERKÜÇÜK / SOLDUYU
HAKLAR BİLİNMELİ VE KORUNMALIDIR
Yayın Tarihi: 12 Mart 2020 Perşembe, 05:54
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

‘Yaşanmasın diye dinleyip okumak' dedim ya geçen hafta, gerçekten kentimizdeki dramı yazan çok var. Göçmenlerden bahsediyorum. Sınır kenti olmamızın artıları var ama böyle durumlarda eksileri de oluyor.
Kentimiz gerçekten bir dramı yaşıyor. Hem de bu insanlık dramının sorumluları yine insanlar. Mültecilik, sığınmacılık meselesi ilk insandan beri var. Dünyaya ırkçı ve bireyci gözüyle bakanlara göre bu insanlar; yaşamasınlar, yok olsunlar, memleketlerine gitsinler. İyi ki herkes böyle değil de uygarlığı örnek alanların yaklaşımları bu bakışa karşı durmaktadır.  Avrupa; uygar olduğunu söyler ve örnektir ama Yunanistan ve Almanya'da iktidarın ve bazı grupların sığınmacılara dair tavırları veya başka ülkelerin benzer tutumları uygarlığın ülkelerle değil toplumlarla geliştirileceğini gösteriyor. 
Bunun kanıtı yine Almanya ve Yunanistan. İktidarın politika ve söylemlerine karşı halkın bir kesimi sokağa çıkarak; “Avrupa öldürme - Sınırları aç - Hayat kurtar - Faşizmle mücadele et - Duvarlar değil köprüler kur - Avrupa harekete geç” diyerek haykırdı.
Uygar olmak insan olmaktır. İnsanlığın tanımı da evrensel ilkelerdir. Bu evrensel ilkeleri ise iktidarların çoğunluk yapısı değil halkların barış talebi belirler.
Mülteci olmanın acılarını en çok bizler, bu coğrafyada yaşayanlar bilir. Çünkü tarih verilerine göre Orta Asya'dan çıkalı beri hep göçmen toplum olmuşuz. Belki bu nedenle kente gelen sığınmacılara yardıma koştuk. Koşamayanlar da yerel basın veya sosyal medyada okudular hikâyeleri. İnsanlık tarihinde bir daha yaşanmasın diye keşke bizler de bağımsız ve korkusuzca sokakları doldurabilseydik. Ve sığınmacıları sınıra yönlendirenlere, kapıları açmayanlara, mültecilerin insan haklarını kullanmalarını engelleyenlere, siyasi veya ticari pazarlık yapanlara seslenebilseydik.
Yığınsal göçlerden doğan kardeşlikleri, dostane ilişkileri öne çıkaracağımız gibi bu durumu fırsata çevirenleri de görmeliyiz. Hepimiz biliyoruz ki; sığınmacıların emeğini sömürenler, reşit bile olmayan genç kızları eşlerinin yanına eş olarak alanlar, kafalarındaki ırkçılığı körükleyerek toplumsal ayrımcılık yapanlar da vardır. Bu tür insanları kınamak, ortaya çıkarmak yanında yasalarla engellemek de gerekir. Bu tür insanlara internetteki belgeselleri izlemeyi öneririm.
Avrupa? Geçmişte sömürdüğü toplumların bedelinin bir gün karşısına çıkacağını biliyor elbette. Emperyalist oyunlarını sürdürmek adına nesiller boyu ve halen de sebep oldukları acı ve yıkımların geri dönüşünü yaşayacaklardır.
İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nde mülteciliği; “Herkesin zulüm karşısında başka ülkelere sığınmacı ve bu ülkelerce sığınmacı işlemi görme hakkı vardır” (madde 14/1) diye tanımlıyor. Yani sığınmacılık en doğal insan hakkıdır, itiraz etmemiz, reddetmemiz, karşı gelmemiz, bu gerçeği milim değiştiremez. Bu hakkı kullananlar hangi toplumdan veya coğrafyadan olursa olsun saygıyla karşılamamız gerekir.
Mültecilik maalesef bir dram günümüzde ve suçsuz insanlar yaşıyor bu dramı. Dolayısıyla bu yaşanmışlıkları anlatan hikâyeler de her gün artmakta ve yerel basınımız duyarlılık içinde yaşanan bu durumu okumamız için bizlere sunmakta. Yerel basınımızın hikâyelerini ulusal gazetelerde de okumak daha anlamlı. Anlamı; bu dramları okuyalım ki bir daha yaşanmasına izin vermeyelim, haklı tepkiler oluşturalım.
Yerel ve ulusal basını okurken Birgün Gazetesi yazarı sinemacı Alper Turgut'un Pazar günkü yazısında gördüm ki bu hikâyeleri müzik ile anlatanlar da varmış. Mülteci müzik grubu 'Orta'k Doğu'nun şarkısında; “Eğer sizin meydanlarınızda, caddelerde, sokaklarınızda dilenciler olduysak. Eğer sizin işyerlerinizde, atölyelerde, tarlanızda kaçak işçi olduysak. Eğer sizin kıyılarınıza, kumsala, plajlarınıza cesetlerimiz vurduysa. Özür dileriz” sözleri ne kadar da anlamlı, değil mi?
Hiçbir çocuk ailesinden koparılmak istemez, hiçbir anne-baba da çocuğundan ayrılmak istemez. Denizin dalgalarında can havliyle botlarda titremeyi, buz gibi havada yarı çıplak soyundurulmayı, üstündeki elbiseler dâhil tüm eşyaları alınarak Meriç Nehrine bırakılmayı kimse istemez. En basit hakareti bile birbirimize yapmamayı gündelik yaşamda savunurken sadece 'insan' olanlara 'öteki' diye hakaret etmek ayıplanacak değil cezalandırılacak bir durumdur.
Mültecilik, sığınmacılık bir kader değildir. Dünyayı yönetenlerin yaşattığı bir durumdur ve elbette bizim de sessizliğimizdendir. Hakların mevzuatlarda verildiği ama uygulanmadığı bir dünyada yaşıyoruz maalesef. Bu hakları bilmek ve kullanmak, kullananlara saygı duymak zamanı geldi geçiyor.
Hiçbirimizin yaşamamasını dilediğimiz yaşamların olmaması için evrensel kuralları bilmek, herkesin insan olmaktan haklarını kullanmalarına kızmamak, şaşırmamak ve bunu savunarak desteklemek yine insan olmanın gereğidir.
Bu nedenle kentimizdeki sorunun da acilen insani bir çözüm ile sonlandırılması dileğimdir.

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE