ANASAYFA
03 Aralık 2020 Perşembe
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Fatih ALTUN / BAKIŞ AÇISI
ATATÜRK’Ü ANLAMAK EMEK İSTER!
Yayın Tarihi: 17 Kasım 2020 Salı, 05:50
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Geçen haftaki yazımda, “Herkesin Atatürk’ü farklı anladığını ve kendisi gibi düşünmeyenleri de Atatürk’ü anlamamakla suçladığını” belirtmiştim.

Maalesef, günümüzün tüketime dayalı yaşam şeklinde, Atatürk ile ilgili her şeyi bir tüketim objesine dönüştürmüş durumdayız. Onunla ilgili başta kitap olmak üzere pek çok nesneyi satın alır ya da hediye eder, sosyal medyada sürekli fotoğraf ve sözlerini paylaşırız. Böylece ona ve eserlerine sahip çıktığımızı düşünürüz.   Muhtemelen son on yılda en çok hediye edilen kitap Nutuk’tur. Artık hemen her evde bir Nutuk var, ancak baştan sona kadar okuyan da yok gibidir! Sadece Nutuk’u değil başka kitapları da pek okumuyoruz.

Birkaç veciz söz, bir iki anekdot ve kulaktan dolma bilgiler ile bir ömür onu anlamış gibi yapıyoruz. Atatürk’ü sevip sayan ancak bizden farklı bilgilere sahip olduğu için farklı düşünenleri da hizaya çekmeye çalışıyoruz.

Konuyu Nutuk’tan bazı alıntılar ile örnekleyelim. Zira öyle cümle ve kelimeler var ki bağlamından koparıldığında ve döneminin ruhu dikkate alınmadan yorumlandığında çok farklı anlamlar arz eder. İşte bazı örnekler:

Eylül 1919’da Milli mücadelenin başlarında “Böylece şimdiki hain hükümetin, melek yüzlü Padişahımız efendimizi ne denli küstahça ve gözü peklikle aldatmakta olduklarını anlayamayanlar kaldıysa hepsi anlasınlar.” diyen Atatürk,

Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması konusunu şöyle anlatıyor: “Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek gerektiği şekilde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.

Hain Vahdettin, bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul’dan kaçıyor.”

Soylu bir milleti utanç verici bir duruma düşüren alçak...”

Ankara’da T.B.M.M. toplanırken çektiği telgrafta ise şu cümle var: “Hacı Bayram-ı Veli Cami-i şerifinde cuma namazı kılınarak Kur'an ve namazın nurundan feyiz alınacaktır."

Bugün böyle bir cümle kuran siyasiler Atatürk’e ihanetle suçlanır!

Atatürk, Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda yer alan, “Türkiye Devleti’nin dini din-i İslam’dır” cümlesi ile ilgili bir gazetecinin “Yeni hükümetin dini olacak mı?sorusu ile karşılaştığı anları şöyle anlatıyor

İtiraf edeyim ki, bu soruyla karşılaşmayı hiç de istemiyordum.(...)

Efendiler karşımdaki gazetecinin sorusuna, Hükümetin dini olamaz diyemedim; tersini söyledim; vardır efendim İslam dinidir dedim.”

Bilindiği üzere, Nisan 1928’de bu madde Anayasa’dan çıkartılmış, 1937 yılında da laiklik ilkesi anayasaya girmiştir.

Bugün “Kürdistan” kelimesini kullanan bir siyasetçi doğrudan bölücü olmakla suçlanır. Ancak; Nutuk’ta, Ali Galib olayını anlatırken; “... Erzurum’da bulunduğum sıralarda Celâdet ve Kâmuran Ali adlarında iki şahsın yabancılar tarafından, bol para ile İstanbul’dan Kürdistan’a gönderileceği...” cümlesinde “Kürdistan” kelimesinin kullanıldığı görülmektedir.

Bunun yanında aynı Atatürk’ü, Şeyh Sait İsyanı ve 1937 Dersim Harekâtı sebebi ile Kürt düşmanı olarak eleştirenler de yok değildir.

Nutuk’ta yazılanlar dışında bazı uygulamalara da bakalım:

İlber Ortaylı,  “Atatürk” adlı kitabında; “Türk inkılabının seçimle ve halı üzerinde taşınarak meydana gelmediği muhakkaktır. Uzun bir harbin, direnişin sonunda gerçekleşen bir inkılaptır. (...) Belirgin bir yerden sonra denge sorunu vardır. Bir rejim yerleşeceği zaman artık cezalandırmaları durdurmak zorundadır.(...) Çünkü insanlar baskıdan yılar, sonra korkar ve korktukları zaman ne olacağı belli değildir. Cumhuriyeti ilan ettik, inkılapları yapıyoruz. Ama ilelebet bir cezalandırmaya gidemezsiniz.” diyor.

Atatürk; 1926’da Medeni Kanunun kabulü, 1934’te kadınlara seçme-seçilme hakkının verilmesi gibi dönemine ve Türk Milletinin toplumsal yapısına göre oldukça devrimci adımlar atmıştır. Ancak Takrir-i Sükûn Kanunu ve İstiklal Mahkemelerini de yok sayamayız!

Yine, 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası ile çok partili demokrasi denemeleri de son derece önemlidir.

Bütün ömrünü ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için harcayan Atatürk, 1930’da Fethi Okyar’a şöyle der: Bugünkü manzara aşağı yukarı bir diktatörlük manzarasıdır (...) Hâlbuki ben Cumhuriyeti şahsi menfaatim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese, bir istibdat müessesedir. Ben ise millete miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o suretle geçmek istemiyorum.

Ancak, 1936’da yayınlanan bir genelge ile İçişleri Bakanı aynı zamanda CHP Genel sekreteri, Valiler de CHP il Başkanı olur!

Görüldüğü üzere, Atatürk’ü anlamak için onun sözleri ve yaptıklarını; ne zaman, nasıl bir ortamda, hangi sebeple ve hangi hedefe ulaşmak için söylediği / yaptığını çok iyi bilmek gerekiyor.

Haftaya devam edeceğiz!

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Aramızdan ayrılanlar
Eczacı Atılgan korona kurbanı
Kural tanımayana 216 bin lira ceza
‘Engel neymiş gördünüz!’
İki caddeye kişi sınırlaması
Masterchef'te 'Tava Ciğer' ödülü
Eğitimci babanın çağrısı
ERDİNÇ NİŞ 40 YILDIR EDİRNESPOR'DA
Şallı gazeteci gibi
Öğrenciye 'emniyetli' servis
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
Boyasız Göçük Düzeltme

Dış Cephe Kaplama