ANASAYFA
22 Ekim 2021 Cuma
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Fatih ALTUN / BAKIŞ AÇISI
‘SARI SAÇLIM MAVİ GÖZLÜM’ GELMEYECEK!
Yayın Tarihi: 12 Ekim 2021 Salı, 06:00
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Öğrenmenin sonu yok! Hafta sonu Edirne Barosu’nun eğitim seminerinde hukuk bilgilerimizi tazeledik. Seminerde Prof. Dr. Feridun Yenisey Hoca ülkede biriken hukuksuzlukları anlatırken, “Damlalar kendilerini selden sorumlu tutmazlar” diye güzel bir söz söyledi.

Oldukça basit ancak bir o kadar da anlamlı bu söz, bir an beni, dinlediğim konudan kopartıp başka mecralara daldırdı. Ülkedeki ‘beğenmediğimiz gidişat’tan aslında, ‘şikâyetçi’ herkesin sorumlu olduğu ancak, ‘o’ herkesin ‘sel felaketine sebep olan damlalar’ gibi, sorumluluk da duymadığını düşündüm. Her birimizin ülkenin gidişatındaki etki ve sorumluluğu, en az o damlaların sellerdeki etki ve sorumluluğu kadardır!

M.Ö. 5. Yüzyıl’da yaşayan Yunan düşünürü Perikles, demokrasinin önemini şöyle vurgular: “Biz yönetime katılmayan bir kimseyi, kendi işine baktığı için övmek yerine, yararsız bir insan olarak kınarız.

İnsanların siyasete ilgisini artırarak, siyasi duyarlılıkla parti ya da değişik oluşumlarda görev ve sorumluluklara yönlendirmek için zaman zaman söylenen bu sözün bizde alıcısı pek azdır maalesef. Hatta tam tersine, siyasetle fiilen uğraşanlara, özellikle parti yönetiminde alanlara hep şüpheyle bakılır. Toplumun geniş kesimlerinde ise, “Siyaset menfaat ve çıkar ilişkilerine dayanan kirli bir iştir, dürüst insanlar asla tutunamazlar” gibi yerleşik bir algı vardır. Aslında bu sözün doğruluk payı da vardır, ancak bu söz, şikâyetçi olunan sonucun yaratılmasına da çok büyük katkı sağlar.

1970’li yıllarda, adeta büyük şair Nazım Hikmet’in; “Sen yanmazsan ben yanmazsam / Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” dizelerini ilke edinmişçesine politikleşen bir toplum vardı. Ancak maalesef, çok sayıdaki siyasi örgütten bazıları silahlı eylemlere de bulaşıp, sonu 12 Eylül’e giden kontrol edilemeyen, silahlı ve ölümlü bir anarşizm yarattı.

1980 Darbesi ve sonrasındaki rejim ise toplumu bir silindir gibi ezdi geçti. Kenan Evren ve Turgut Özal, baskıcı yönetimlerine karşı çıkan her sesi; “12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz?” suçlamasıyla susturup, toplumu sindirdiler. Buna bir de, geleneksel Türk anne öğüdü olan, “Olaylara karışma, herkes kendini kurtarır olan sana olur” sözünün frenlemesi de eklenince toplum iyice apolitik oldu.

Buna, Turgut Özal’ın ekonomik modeli ile birlikte başlayan tüketim çılgınlığının etkisini de eklemek gerekir. Yeni nesil gençler kendilerini gerçekleştirme aracı olarak, siyaset ya da benzeri zahmetli sorumluluklar yerine, onlara sunulan tüketim olanaklarını kullanıp onunla mutlu olmayı seçti.

Bu yeni düzen, diğer yandan da, siyasetin kontrolünde son derece geniş rant imkanları doğurdu. Böylece siyaset ile ticaret iç içe geçti! İşte yukarıda belirttiğimiz, o “siyaset kirli iştir” algısı da aslında bir gerçeğin bir izdüşümü olarak topluma yerleşti.

Peki, ne olacak? Şikâyetçi olduğumuz bu kötü gidişata nasıl dur diyeceğiz?

Demokrasilerde gidişatları değiştirmenin tek yolu seçimleri kazanmak olduğuna göre yapılması gereken tek şey önümüzdeki seçimleri “bu kötü gidişatı değiştireceklerin” kazanmasıdır. Bunun için herkesin ama herkesin kendi imkânları ölçüsünde, bu gidişatı değiştirecek selde bir damla olması gerekir. İmkânı olan aktif siyasete girmeli ya da siyasi oluşum/faaliyetlerde bağımsız olarak görevler almalı, kendi yöresine/ayağına gelen siyasetçiyi motive etmeli ve seçimler yaklaştıkça kendi çevresinde etki yaratabileceği kişileri yanına çekmeli.

Evet, zor ve zahmetli bir iş, ama unutmayalım ki, karşımızdaki siyasi hareket de çok zor ve zahmetli bir yoldan geldi. 1990’lı yıllarda özellikle kadınlarla kapı kapı dolaşıp insanları etkilemeye çalıştılar ve yerel yönetimlerden başlayarak bugünkü duruma geldiler. Çalışmadan başarı hiçbir alanda mümkün değil. Siyaset dâhil!

Eğer ki, geçmişte olduğu gibi, kendi kitlemizi gaza getirip, geçici mutluluklar yaratan, topluca ‘Onuncu Yıl Marşı’ ya da ‘İzmir Marşı’ söyleyip kendimizi afyonlamaya devam eder, kendi medyamızda bu gidişata saydıranlarla deşarj olmaya devam edersek, korkarım ki bir kere daha aynı hüsranı yaşarız.

Ve yine; kurtuluş için “Bir daha gel gel Samsun'dan /Sarı saçlım mavi gözlüm / Nerde nerde nerdesin dost” şarkısını dinler dinler dertleniriz!

Şunu çok iyi bilmeliyiz ki, ‘Sarı saçlım mavi gözlüm” bir daha asla gelmeyecek. Ne varsa, ‘ihtiyaç duyduğumuz o seli yaratacak’ damlalar olan bizlerde var, yeter ki sorumluluğunu bilen damlalardan olalım!

 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Aramızdan ayrılanlar
Talatpaşa'ya oya ağacı
‘Terazi şaştı!’
Mülteciye Yunan mezalimi
Edirnespor'dan Tuncaspor'a destek
Zam talebi yağmuru
Pedallar Cumhuriyet aşkına
Edirne YÖREX'de
‘Parasını alamayan çiftçi nasıl ekecek?’
U18 Futbol Ligi'nde perde açılıyor
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
Marküteri Parke