ANASAYFA
19 Mayıs 2022 Perşembe
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Ziya GÖKERKÜÇÜK / SOLDUYU
KÜÇÜK DÜŞÜNMEK!
Yayın Tarihi: 04 Kasım 2021 Perşembe, 05:32
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

İzlemekten, okumaktan, sosyal medyada gezinmekten hepimiz her konuda uzman olduk. Her şeyi tahlil edip nereden nereye varılacağının teorisini tartışmaktayız. Her gece renkli giysileriyle, televizyonlarda boy gösteren 'her şeyi bilenlerin' teorileri, çözümleri, birbirini ikna yalanları bizim de büyük düşünmek zorunda olduğumuzu gerektiriyormuş havasını veriyor ki biz de büyük düşünüyoruz!
Jandarma dışında hiçbir devlet görevlisinin gelmediği köye, şehit cenazesine gelip ahır üstü meskene bayrak asanlar ve vaat sıralayanlar. Elbet bu duygu haliyle şehitliği sorgulamak gerekmez. Şehitliğin mertebesini, nedenini, nasılını, nerede olduğunu araştırma zamanı ve ortamı da değil evladı ölmüş ana-babaya. Vatana feda olsun evladım veya tüm evlatlarımı veririm yeter ki vatan sağ olsun da diyebiliriz. Ama bir ara küçük düşünüp o törenlerde konuşanlara soralım; senin oğlun nerede askerdi veya senin oğlun neden paralı askerlik yaptı?
Hani İstanbul Kanalı'nı yapacağız, hani uzaya gideceğiz ya. Valla sıraya girmeyi hayal ederek ömür tüketmek de var, ekonomi bozukluğundan dolayı sıraya giremeyip bunun heyecanı ile yaşamak da. Tabi ki bunlara ülke olarak sevinmek; kıvançta, tasada ortak olmak, yurttaşlık tanımının gereğidir! Yurttaşlık tanımının için de zenginliğin ve yoksulluğun ortaklaşması da var biliyor muyuz? Sadece bu bilgi ile küçük düşünüp mutfaktaki dolaba bakmalıyız.
Verilere göre kişi başı et tüketimi başka ülkelerde 30-100 kilo arasında iken bizde 2019'da ortalaması 12 kilo ve bu oran 2020'de 7-8 kiloya gerilemiş ise ve bizim dolaba bir kilo bile et girmiyor ise bunun nedenini sormalıyız.
İşsiz, biçare kalıp resmi kapılarda bir yerlerden yakınlık belgesi bulma peşinde olmanın durumunun ne kadar zor olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama bunu unutup; uzaya çıkmayı, Kanal İstanbul'u yapmayı, Meriç Nehri'ni kanala dönüştürüp şimdi de elektrik santrali ve beton santrali yapmayı sonra düşünürüz deyip; 'kış mevsimi geliyor, bana odun gerek, okula gidecek evladıma ayakkabı, parke gerek' diyebilmeliyiz.
“Türkiye'de son 20 senede her eve bakın ya bir otomobil ya da iki otomobilimiz var. Her evde iki-üç telefon var” diyenlerin amacını sorgulamak da elzemdir. Ama acil olan yaşama tutunmak, bugünden yarına geçecek gecelere çare üretmek. Çünkü birileri varsıllık edebiyatı ve gösterisi yaparken hayat devam ediyor ve biz yoksuluz, her gün daha da yoksullaşıyoruz. Barınamıyoruz, korku duvarlarını aşamayıp evimizde suspus durmaktayız. Zengin olmayı kim istemez? Bunu tartışmak gereksiz. Fazlaca yorumlara, analizlere gerek yok. Küçük düşünerek araba bolluğunda bir teker bile edinememenin sebebini sormalıyız. Ayrıca neden toplu taşıma önemsenmeyip illaki her eve, her kişiye araba özentisini de soralım büyük düşünenlere.
Ben de bu konuda hatalar yaptığımın farkındayım. Tahliller yapıyor, öğretiler yazıyor, akıl verip adeta öğretmenlik yapıyorum gibi bir his geliyor içime, yazılarımı okurken. Bunu nasıl basitçe anlatıp okuyucu ile ortaklaşabilirim diye düşünürken Altay Öktem yetişti. 31 Ekim günlü Birgün Gazetesi Pazar Eki'nde “Küçük Düşün Türkiye” başlıklı yazı tam da benim hislerime tercüman oldu. Yaşamımıza bakmayıp birilerinin peşinde gidiyor, dinleyerek, yönlenerek onların büyük senaryolarına, oyunlarına alet oluyoruz ya buna tepki olarak “Küçük Düşün Türkiye” demiş yazar.
Bazen küçük düşünmek toplumsal barışı, güzel günlere giden yolun kapılarını açabilir. Birilerine inanıp (gaza gelip) peşine takılmasaydık; Maraş, Sıvas, Çorum, Trakya, Çubuk gibi şiddet ve linç ile anılan yerlerimiz olmazdı. Bu gün gördük ki; her toplumsal kışkırtma sonrasında hayat zorlaşıyor.
Ve dikkat edelim; büyük düşünerek(!) toplumsal senaryoyu yazıp bizlere rol verenlerin eş dostlarının aşırı zenginleştiği zamanlarda toplum olarak ayrıştırıldık. İşçi ile işverenin aynı camide olması toplumsal barış sayıldı. Ama camide dost olup birlikte secde ettiğimiz kişi fabrikada sendikamızı istemedi, bizleri 10-12 saat çalıştırıp ödememizi asgari ücretle yaptı. Neden alın terimiz ödenmiyor diyemedik.
Devlet malı deniz dediler yıllardır ve doldurdular, götürdüler. Benim hakkımı yediniz, götürdünüz diyemedik. Her seçimi umut olarak gösterdiler. Daha üç yıl önce kendi yarattıkları ortamı eleştirip; “Bu kardeşinize yetkiyi verin, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz. Ahdim olsun ki faiz, enflasyon ve cari açık düşecek" diyenlere elbet doların, avronun kaç lira olduğunu soramayız. Çünkü o tür paralardan haberimiz yok. Ama her gün zorlaşan hayata dair binlerce soruyu sormamız gerekmez mi?
Geçinemeyenler, barınamayanlar, yoksullar; bizi seçim de ilgilendirmiyor, içinde bulunduğumuz çıkmazdan kurtulup yaşamak istiyoruz. Bunun sadece seçimle değil birlikte olmakla olduğunu biliyoruz aslında. Bunun için büyük büyük düşünmeye gerek yok. Dürüst olmak, küçük düşünüp hakkımızı istemek ve bunun için de birleşmek yeter de artar bile.
De Haydi…

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Varel ailesinin acı kaybı
6 asırlık hamam satışta!
‘Ustaya yakışır çalışma’
Kırkpınar Spor Lisesi'nde erken bayram
Ulu çınar 165 yaşında!
EDİRNE ve BİSİKLET -9-
Ağırlığınca yağ teslim edildi
CHP'den mitinge davet
EKK'den Mahalle Meclisleri
'Keşan ağlanacak durumda'
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
Özel Okullar, Özel Okul Fiyatları

Marküteri Parke