ANASAYFA
23 Mayıs 2022 Pazartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Fatih ALTUN / BAKIŞ AÇISI
BİR YAŞIMA DAHA GİRDİM!
Yayın Tarihi: 11 Ocak 2022 Salı, 06:02
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Bir anadan dünyaya gelen yolcu / Görünce dünyaya gönül verdin mi? / Kimi büyük kimi böcek kimi kul / Merak edip hiçbirini sordun mu? / Bunlar neden, nedenini sordun mu?

Dün benim doğum günümdü. Bir yaş daha aldım. Ama kaç yaşıma girdim bilemedim!

Nasıl dilime dolaştı bilmiyorum ama gün boyu dilimde, Neşet Ertaş’ın yukarıdaki türküsü ile Âşık Veysel’in “Aynı Vardan var olmuşuz / Sen gümüşsün ben sac mıyım” dizeleri vardı!

Var olma serüvenimin takvime işlendiği günde, beynimde de türküler eşliğinde var olmanın anlamı, istemsiz bir sorgulama halindeydi! Yunus Emre, “Bir ben vardır bende, benden içeri” demişti ya, galiba onu keşfetmeye çalıştım.

Sonra, okuduğum bir kitaptaki şu cümle geldi akılma: “3-4 ay önce görüştüğünüz bir kişiyle bugün tekrar görüşseniz aslında ikiniz de neredeyse tamamen yepyeni kişilersiniz, vücutlarınızdaki 37 trilyon hücrenin neredeyse tamamı, yenilenmiştir.”

Demek ki, yaşadığım onca yılda içimdeki ben sabitken, dışımdaki ben defalarca yenilenmiş! Onlarca kez yeniden doğmuş gibi olmuşum?

Ne ilginç değil mi? Ömür boyu defalarca yenileniyoruz ve farkında bile değiliz. Ve daha ilginç olanı, aslında üzerinde hiç durmadığımız şey! Evrendeki tüm cisimler gibi bizlerin de atom ve moleküllerden oluşmamız. İnsan olma yolculuğumuza iki hücrenin birleşmesiyle çıkıyoruz. Peki ya o iki hücre? Onlar da yoktan var olmadı ki? Nedir o zaman (maddi) varlığımızın kökeni? Nerede ve ne zaman başlar? İlk insanla mı? Hayır! İlk insan da yoktan var olmadığına göre daha da geriye gitmeli!

Yeryüzündeki ilk canlı 3,7 milyar yıl önce ortaya çıkmış. Dünya ise 4,5 milyar yıl yaşında. Ama daha öncesi var! Evrenin başlangıç anı olan “büyük patlama”, 13,8 milyar yıl öncesi! Demek ki bizi oluşturan atom ve moleküllerin kökeni büyük patlamaya kadar gidiyor ve maddi yaşımız 13,8 milyar yıl!

Aslında bitmedi, dahası olmalı! Zira büyük patlamanın gerçekleşmesi için de, öncesinde bir şey var olmalı! Ama bilim insanları, zamanın o anda başladığı ve öncesinin düşünülemeyeceğini söylüyorlar!

Peki, toplu iğne ucundan çok daha küçük bir şeyin patlamasıyla, enerjiyi maddeye dönüştürerek yıldızları, gezegenleri ve diğer her şeyi meydana getiren neydi?

Bu konuda CERN’deki deneylerde bilim insanlarının eriştiği son bilgi: “Evren içerisinde bulunan tüm maddelere boyut ve şekil kazandıran atom altı parçacığının bulunmasıdır.” Ve fakat halen işin sırrı tam olarak çözülemedi!

Bu düşünce, 1964 yılında Peter Higgs tarafından ortaya atılıyor. Uzun uğraşlar sonucu yıllarca bulunamayan bu parçacığa, makaleyi yazan fizikçiler geçici olarak "Lanet Olası Parçacık" (God Damn Particle) demişler, ancak editörler, "Tanrı Parçacığı" (God Particle) olarak yayınlamışlar.

Böylece; nasıl ki Tanrı’nın varlığı sorgulanamıyor ve sırrı çözülemiyorsa, ‘madde’nin büyük patlama öncesindeki halinin sırrı da çözülemiyor! Ve din ile bilim benzer bilinmezlikte eşitlenmiş oluyor!

Doğum günümde “Nerden geldim nereye gidiyorum, kaç yaşındayım?” sorularına cevap ararken, bilinmezler yakamı bırakmadı! Devam ettim sorgulamaya!

Mesela, Nesimi;Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam / Yersiz, yurtsuz cevher benim, hiçbir mekana sığmazam,…/ Yıldızlara felek benim, vahiy ile melek benim … / Zerre benim, güneş benim; ‘çar penc û şeş sırlar’* benim… / Ateşteki ağaç benim, dönüp duran şu taş benim…/ Şeker benim, bal da benim, Güneş benim ay da benim” derken; evrendeki, insan dâhil tüm varlıkların atasının/yapısının aynı olduğunu mu söylüyordu?

Ya peki; Nesimi’nin de esinlendiği Hallac-ı Mansur, “En-el Hak” (kişinin Tanrı ile birleşip-bütünleşmesi) derken, CERN’de varlığı kanıtlanan ancak tanımlanamayan o “Tanrı Parçacığı”nı mı işaret ediyordu!

Gün boyu yaşımı bulmak için düşünürken anladım ki; bilinmez bir başlangıçtan gelip, bilinmez bir sonsuzluğa gidiyorum. Ben; hem her şeyim, hem de hiçbir şey!

Ve yaşam nöbetimdeki yolculuğumda ben yaşlar alacağım, yaşlanacağım ve bir gün bitecek o nöbet. Ama bedenim böcek, çiçek ve dahi başka şeylere dönüşecek ve daha milyarlarca yıl kalacak bu evrende!

Gün sonunda, ise dilimde Ahmet Kaya’nın türküsü vardı: “Titrek bir mum alevinin havaya bıraktığı bulanık bir is / Ve göz gözü görmez bir sis değildik biz /
Beni bilimle anla iki gözüm, felsefeyle anla / Ve tarihle yargıla
…”

--

* Dört (dört unsur: toprak, su, rüzgâr, ateş), beş (beş duyu) altı (altı yön: sağ, sol, ön, arka, üst, alt)

 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Sanatın Girmediği Ev Kalmayacak: Wombhobby Hobi Atölyesi
Sokak yol-kaldırım ve düzenleme işleri yaptırılacak
Medikal gaz alımı yapılacak
Bina onarım işleri yaptırılacak
Medikal Giyime Dair Her Şey: Medikal Dolap
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
Özel Okullar, Özel Okul Fiyatları

Marküteri Parke