ANASAYFA
03 Aralık 2022 Cumartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı meselesi…
Yayın Tarihi: 08 Haziran 2022 Çarşamba, 05:24
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

AKP iktidarının anayasal/demokratik toplum yapısıyla örtüşmeyen, otoriter söylem ve pratiklere dayalı yönetim tarzı özgürlük, sosyal barış, adalet, refah taleplerini yükseltmiştir.

 

Ülkenin siyasal/ekonomik/sosyal bir çöküş sürecinde olduğunu fark eden yurttaş sayısı her geçen gün artmaktadır.   

 

Ne ki, demokratik düzene geçiş hazırlığındaki “6’lı Masa”nın/toplumsal-siyasal muhalefetin lokomotifinin cumhurbaşkanı adayının kim olacağı tartışması da hararetle sürdürülüyor.

 

AKP’nin taktiksel zorlamalarını, medyadaki ‘vuvuzela gazetecilerini’

dikkate alacak değiliz kuşkusuz.

   

Ancak, toplumda belirginleşen iktidar değişikliği beklentisindeki sabır sınavını önemsemek gerektiği kanaatindeyiz.

 

AKP’nin taktiksel zorlamaları karşısında “6’lı Masa”nın adayını yıpratmamak için açıklamaması veya çeşitli nedenlerle karşı taktik anlayışı içinde hareket etmesi, “Erdoğan’ın karşısına kimin dikileceği” hususunda magazin değerinde açıklamalar da artık lüzumsuz addediliyor.

Ülke geleceğine dair kaygılar, yurttaştaki tükenmişlik hali siyasi oyunları kaldırmıyor.

Evet, süreç yönetimi önem arz ediyor. 

 

Kılıçdaroğlu’nun adaylığını öne çıkarma teşebbüslerinin arttığını görüyoruz son günlerde.

Erdoğan Toprak, Veli Ağbaba gibi ‘CHP vuvuzelaları’ eliyle öne çıkarılan Kılıçdaroğlu aday olacak mı, bilemeyiz; ama şunu söyleyelim: konuyu magazinleştirmekten kaçınmalı CHP/”6’lı Masa”.

 

Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı meselesine geniş açıdan bakan bir yazı,

2 Mart 2022 tarihinde “Mutabakat tamam; kim cumhurbaşkanı adayı olacak?” başlığı ile bu köşede yayınlanmıştı.

Adana kökenli, kadim CHP’li Cezmi Doğaner’in görüşlerine yer vermiştik.

 

Bu kez, İstanbul’da bir sivil toplum örgütü toplantısında tanıştığımız Coşkun Özdemir’in konuya ilişkin bir yazısını köşeme taşıyorum.

 

Gaziantep’in Şehitkamil ilçesinden yine bir kadim CHP’li Coşkun Özdemir,  felsefe okuyor/yazıyor ve konferanslar veriyor.

 

Yazısındaki felsefi derinlik, değerli okurun ilgisini çekecektir…

 

//MUHALEFETİN CUMHURBAŞKANI ADAYININ KRİTERLERİ ÜZERİNE BİR TARTIŞMA

 

Tartı-tartılan ve tartışılan ayrımı dikkate alınarak…

 

Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’nin, politikaya akılcı, dolayısıyla başarılı müdahalelerini takdir duygularımızla izliyoruz; geçmiş yıllarda müdahalesizliklerini, başarısızlıklarını eleştirel bir tutumla izlediğimiz ve unutmamamız gerektiği gibi.

Unutulmaması gereken bir nokta daha var ki bugün mevcut demokrasi ve ussallık karşıtı iktidarın, demokrasi ve ussallık karşıtı bir iktidar oluşturmasında, sistemleştirmesinde ve pekiştirmesinde şimdi muhalefette bulunan partilerin ve siyasal kişiliklerin ağır bir sorumluluğu vardır.

 

Marjinal bir ideolojinin temsilcisi olan bir partinin, kendi dışındaki politik güçleri ülke gündeminden silerek ülkeyi, 20 yıl yönetmesinin ilk koşulu karşıt politik güçlerin yetkinsizliği ve beceri eksikliği değil midir? Günün muhalif güçlerinin bu yetkinliksizlik ve yetersizlikte payı bulunmadığını öne sürmesi ya da paylarına düşen yetersizliği sorumlulukla sahiplenmemeleri yalnızca bu iktidarın yıllardır halkın başına çöreklenmesinde kendi katkılarını bilmemeye devam ettikleri anlamına gelir. Bu değerlendirme daha çok da CHP ve HDP için geçerlidir. Gelecek partisi, Deva partisi ise nereye gittiğini bilmedikleri bir trenden atılana kadar yolculuk yapmalarında kendi sorumlukları olmadığını iddia ediyorlarsa bu doğrudur; kendi sorumlulukları yoktu, zira özgür değildiler, özgürlüklerinin vesayeti ve bütün sorumluluk Erdoğan’da idi; bu ise sorumlu olmaktan daha az sorunlu değildir. Elbette bu partilerin ülkeye karşı sorumluluklarını ne derece yerine getirecekleri, bir tür ‘kurmaya’ çalıştıklarını ‘yıkmak’ için sarf edecekleri çabaları belirleyecektir.

 

Moral bozmak gibi olmasın ama AKP’nin başarısı onun karşıtlarının başarısızlığından başka bir şey değildir. Bu, karşıtlığın en genel yasası iken, en unutulmaması gerekeni de olmalıdır.

 

OLGUDA OLUŞAN VE SON BULAN

Bir olguyu kuran- var eden, onu bir arada tutan kuvvetlerin organize birliğidir. Bir olguyu yok eden, sonlandıran ise onu bir arada tutan kuvvetlerin her birinin tek tek ve onları bir arada tutan BAĞLARIN çürümesidir.

Usdışı-demokrasi karşıtı iktidar, her usdışı olgu gibi içe doğru çökmekte ve göçmektedir. Bu vurgu şunun için önemlidir, sonlu toplumsal olguların -hatta tabiat olgularının- oluşması ve yok olması iç kuvvetlerin olgusallaşması ve aynı iç kuvvetlerin çürümesinin sonuçlarından başka bir şey değildir.

Usdışı-demokrasi karşıtı iktidarın iç kuvvetlerinin tek tek ve bu kuvvetlerin birliğinin içe doğru çökmesi-göçmesi; yıkılacak, sonlanacak olmasının asıl nedenidir. Bu iç kuvvetler ve bu kuvvetleri bir arada tutan kuvvetlerin çürümesine dışardan etki eden dış kuvvetlerin etkisinin katkısı daha azdır. Elbette dış kuvvet iç kuvvet ayrımı soyuttur, olguda geçerli olan her iki kuvvetin etkileşiminden doğan bileşke kuvvettir. Buradaki dış kuvvet ülke dışından bir kuvvet anlamında değil, ülke içinde, hükümetin dışındaki muhalif politik güçlerde somutlaşan halkın duygusal ya da düşünsel tutumunun oluşturduğu birleşik kuvvettir.  Unutulmamalıdır ki ülke dışının konjonktürel kuvvetleri hiçbir zaman belirleyici olamaz.

 

Şimdi, usdışı-demokrasi dışı iktidarın hızlanmış kendi içine çökme-göçme sürecine eşlik eden muhalefetin, birlikte ve daha etkin politikası bu içe çöküşün ya da göçüğün, bu son bulmanın yaklaştığının göstergesidir.

Muhalefet, bu içe göçüğü çökertmek için kesin ve çok etkili bir darbeyi -elbette seçimde ve seçim ile vurmak için bütün aklını ve enerjisini bir noktaya toplamalıdır.

Bu nokta neresidir?

Usdışı ve demokrasi karşıtı iktidarın çürümüş iç kuvvetlerinin bağının düğümü Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’dır. Birliğin bağlarının düğümü – Erdoğan’ın sevdiği anlatımla- Erdoğan ‘noktasında’ olduğu için çözülüm ve çöküş de o noktada olacaktır.

Öyleyse çöküş için dışardan vurulacak darbenin bütün enerjisi Erdoğan ‘noktasına’ yöneltilmelidir. Bu ne demektir; cumhurbaşkanlığı seçimi birincil önemdedir, parlamento seçimi önemli ama ikincildir. Önemli olan bu usdışı-demokrasi dışı rejimin bağlantı düğümü olan Cumhurbaşkanlığının el değiştirmesidir. Bu bağ çözülünce bu rejimi birlik halinde tutan bütün kuvvetler çökecektir.

Bu nedenle bu çözülüş-çöküş noktası Erdoğan’a karşı tespit edilecek adayda yansıyacak ve temsil edilecektir. Erdoğan’ın karşısındaki aday ne kadar çok oy alırsa usdışı rejim o kadar kolay çökecek ve yeni rejimin kuruluşu o kadar az sancılı olacaktır. Çünkü bu çöküşle AKP’nin parlamentodaki gücünün matematiksel değeri kalmayacak ve süremeyecektir.

 

USA UYGUN ADAY İÇİN İLKE

En genelde, bir iş için bir insan ya da bir insan için bir iş konusu düşüncenin önüne konarak tartılırken “Tartışılan ve tartılan ve tartı” nedir? Bu üç öge açık seçik kavranırsa tartışmanın sonucunda daha açık sonuçlara ulaşılabilir. Tartışma denilen etkinlik iki ya da daha fazla kişi arasında olan bir etkinlik gibi düşünülür. Bu tür düşünce, tartışmaya dair kavramsal düşünmeyi kavramamış olduğumuzun açık bir göstergesidir. Tartışma bin kişi arasında yapılsın ya da tek kişinin kafasında yapılsın kişilerin bir tartışması değildir, olguların tartışılmasıdır.

Burada olgumuz, mevcut cumhurbaşkanı ve onun anlayışına göre oluşmuş bir rejimin değiştirilmesi için yapılacak seçim ve bu değişimin cumhurbaşkanı adayıdır.  Tartılan iki yan vardır, birinci terazi kefesinde Erdoğan ve zihniyetinin toplumsal gücü, öteki kefede ise en genelde muhalefetin zihniyeti ve toplumsal gücü + muhalefetin adayının toplumsal gücü. Erdoğan’ın bulunduğu kefede onun kişisel özellikleri ve zihniyetinin gücü birleşmiş haldedir. Muhalefetin adayının bulunduğu kefede muhalefetin toplumsal gücü az çok bellidir ama adayın, bu güce ne ekleyeceği ve bu güçten ne azaltacağı belli değildir.

Hem sorunun kaynağı olan hem de çözümde çözülecek olan düğüm, belirlenecek ilkenin nedenidir. İlkeyi düğüm belirliyorsa bu düğümü parçalayacak en şiddetli darbe kiminle olacaksa ‘aday’ o kişi olmalıdır.

 

MUHALEFETİN ADAYINDA OLMASI GEREKEN ÖZELLİKLER

Sayın Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı adayında olması gereken özellikleri şöyle betimliyor:

Çalmayacak, yolsuzluk yapmayacak...

Yalan söylemeyecek...

İnsanlara hakaret etmeyecek...

Ayrımcılık yapmayacak...

En önemlisi de adil olacak, dedi.

Pek çok yorumcunun bu özellikler ile Kılıçdaroğlu’nun kendisini tanımladığını iddia etmeleri çok yüzeysel bir değerlendirmedir. Sayın Kılıçdaroğlu bu özellikleri sıralarken esas aldığı kriter Cumhurbaşkanı Erdoğan’da yok varsaydığı özelliklerdir. Bu özellikler ortalama değerlere sahip her insanın taşıyacağı ASGARİ özelliklerdir. Bu özellikleri taşıyan sadece muhalefet kanadında siyaset yapan binlerce insan vardır. Bu nedenle muhalefetin cumhurbaşkanı adayı için bu özelliklerden daha fazlasına ihtiyaç vardır. Fazladan dediğimiz özellik Erdoğan’a karşı en yüksek oyla kazanma şansı olan adayda bulunan özelliktir. Bu adayın en fazla oyla kazanacak olması fazladan pek çok özellik taşıdığı anlamına gelir ki, bu fazladan pek çok özellik, kendini en çok oyda GÖSTERİR, ya da en çok oyda görünür. Öyle ise salt Erdoğan’ın olumsuz özelliklerini dışlayan ve en temel insani özellikleri taşıyan bir aday ‘yeter nedenleri’ taşıyamaz. Erdoğan’ı yenmek için daha fazlasına ihtiyaç vardır. Bu özelliklerin yanında halkın şu ya da bu kesimlerinin oylarını şu ya da bu artı özellikleri ile alabilecek bir adayın, amaca ulaşmayı kolaylaştırıcı bir rol oynayacağını akıldan çıkaramayız.

Erdoğan’ın karizmatik bir özelliği olduğunu kabul etmeliyiz. Muhalefet kendi adayı için karizmadan korkmamalıdır. Demokrasiye geçileceği için seçilecek cumhurbaşkanının karizma sahibi olmasına gerek yok, ya da böyle bir aday seçimleri kazanırsa etkili cumhurbaşkanlığını bırakmayarak demokratik rejime geçişi engelleyebilir gibi argümanlar, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yukarda vurguladığımız ciddiyetini yeterince kavramadığımız ya da kendi kendimizden korktuğumuz anlamına gelir. Muhalefetin adayının karizmatik olmasında bir sakınca değil olsa olsa bir avantaj ortaya çıkar. Daha fazla oy alınır ve seçimlerin canlı ruhu olan kitlelerin heyecanı ve enerjisi artar, bu enerji ise her değişim döneminin gereksindiği kuvvetlerin kaynağıdır. Şu gözlemleniyor ki muhalefet tek tek ve bir bütün olarak dönüştürücü bir heyecan ve dirilik yaratabilmiş değildir, AKP kanadındaki yarı heyecansızlık ve atalet muhalefete heyecan ve dirilik olarak yansımış değildir. Bu değiştirici ve dönüştürücü heyecanın yaratılması çıkarılacak adayın adı ve özellikleri ile belirlenecektir.

 

Yazımız, muhalefetin adayı olarak en çok adı geçen Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı yazılmış bir yazı değildir. Yazımız özü itibariyle olguyu ve olgunun olumlu çözülmesi için olgunun bizzat kendisinin gereksindiği adayın özelliklerini aramıştır.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin bugün uyguladığı politikaları başarılı bulduğumuzu ama geçmişteki politikalarını ise başarısız bulduğumuzu yukarda söylemiştik.

Kuşkusuz bu özellikleri Sayın Kılıçdaroğlu’ndan daha iyi taşıyan bir aday adayımız yoksa, aday Kılıçdaroğlu olmalıdır, ama var ise bu her kim ise, ikincil sebepler ile önü kapatılmamalıdır.

Kılıçdaroğlu’nun bu makamı en çok hak eden aday olduğunu söylemek  “hakla görev” arasındaki ilişkiyi yanlış konumlandırmaktan doğar. Burada Kılıçdaroğlu’nun muhalefetin en geniş örgütlenmesine katkısı ve son bir iki yıldır bizzat partisinin önderi olarak yaptığı muhalefetin etkinliği nedeni ile pek çok şeyi hak etmiştir. Ama burada söz konusu olan bir makamı hak etmek- etmemek değil, bir makamı en etkili biçimde kazanmaktır. Hak etmek ile kazanmak aynı şey değildir.

 

En genelde, bir iş için bir insan ya da bir insan için bir iş konusu düşüncenin önüne konarak tartılırken “Tartışılan ve tartılan ve tartı” nedir? Bu üç öge açık seçik kavranırsa tartışmanın sonucunda daha açık sonuçlara ulaşılabilir. Tartışma denilen etkinlik iki ya da daha fazla kişi arasında olan bir etkinlik gibi düşünülür. Bu düşünce tartışmaya dair kavramsal düşünmeyi kavramamış olduğumuzun açık bir göstergesidir. Tartışma bin kişi arasında yapılsın ya da tek kişinin kafasında yapılsın kişilerin bir tartışması değildir. Olguların tartışılmasıdır.

Burada olgumuz, mevcut cumhurbaşkanı ve onun anlayışına göre oluşmuş bir rejimin değiştirilmesi için yapılacak seçim ve bu seçimde gösterilecek muhalefetin adaydır. Tartılan iki yan vardır, birinci terazi kefesinde Erdoğan ve zihniyetinin toplumsal gücü, öteki kefede ise en genelde muhalefetin zihniyeti ve toplumsal gücü + muhalefetin adayının toplumsal gücü. Erdoğan’ın bulunduğu kefede onun ve zihniyetinin gücü birleşmiş haldedir. Muhalefetin adayının bulunduğu kefede muhalefetin toplumsal gücü az çok bellidir ama adayın bu güce ne ekleyeceği ve bu güçten ne azaltacağı belli değildir.

Belirlenecek aday Muhalefetin toplumsal gücüne ek bir güç katmalıdır.

Toplumsal değişimlerde belirleyici olan kişinin, öznenin, adayın kişisel özelliklerinin yarattığı güç ile nesnelliğin değişim için biriktirdiği gücün bileşkesidir.

Hiç duraksamadan söyleyebilirim ki, bu yazı İmamoğlu’nun adaylığını çağrıştırmak için yazılmış değildir. Ama nesnelliğin çağırışına ve istemine Ekrem İmamoğlu’ndan daha uygun bir aday yoksa bu sonuç bu yazının suçu olarak düşünülmemelidir.

Bir başka hassas noktaya değinme cesaretini göstermeliyiz. Yapacağımız incelik ve hassasiyet olgunun taşıdığı gerçekliğe gözlerimizi kapatma sonucunu doğurmamalıdır. İdeal ile gerçeklik arasındaki çelişki göz önüne alınmadan ‘ideal gerçek düzeyine’ çıkartılamaz. İdeal pratiğin dışında tuttuğumuz etkisiz bir hayal değildir, ama aynı oranda ideal, pratiğin kendisi de değildir, pratik idealleştirilmeye çalışılırken, aynı zamanda ideal pratikleştirilir, ama burada diyalektik karşıtlığın elastiki dinamizmi göz önünde tutulmalıdır. Çünkü bu karşıtlığın elastikiyeti bizzat olgunun oluşunun orijinal yapılanmasıdır.

Sayın Kılıçdaroğlu Alevi kökenlidir. Bu köken insanın ussallıkla bağında, bağnazlıkla bağsızlığında pek çok dinsel tercihe göre pek ileri bir kültür parçasıdır. Ancak pek çok bakımdan ileri bu kültür, bir seçimde aynı oranda bağnazlığın hücumuna da açıktır. Muhalefetin adayının hücumlara karşı korunaklı olması gerekmez mi?

Ekmelettin İhsanoğlu deneyimi yanlışlıklara ne kadar açık olduğumuzun göstergesidir. Bu deneyimin yaşanmış olması bizi benzeri yanlışlıklara karşı ‘aşılamış’ değildir. Yanlışlıktan kaçınabilmemizin sigortalarından biri, adayın ortak akıl tarafından tespit edileceği beklentisidir.  Yanlışlığa açık oluşumuzun nedenlerinin başında ise kararları bir kişinin verme geleneği ve ihtimalidir.

Umarız usdışı iktidarı ve rejimi değiştirmek için ussal davranışın yolunu kaybetmeyiz.

Coşkun Özdemir, 4 Haziran 2022//

 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Aramızdan ayrılanlar
Edirnespor, Edirnelilere emanet
7 bin 260 öğrenciye ücretsiz yemek
İnce: Sandıkta beni satmışlar
Hayvansevere mobbing!
Sınırda soğuk dram
Kardiyolojide yenilikçi yaklaşımlar
İnce: Esad'a mektup gönderdim, görüşmedi
Engelli derneklerinden istek ve çözüm önerileri
Yıldıray Öztürk'ten geceyi ısıtan konser
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
Özel Okullar, Özel Okul Fiyatları

Marküteri Parke